Sistemegiirdikten geçmişte girdiğiniz derslerin kayıtları 2 hafta boyunca izleyebilirsiniz. Online Dersleri kimden alacağım? Online derslerimize yıllardır OYDEM'de çalışan deneyimli eğitmenlerimiz giriyor. Online Derslerde hangi materyal kullanacağız? Online eğitim sırasında eğitmen sizinle pek çok bilgi paylaşacak.
Avrasyanın Lider Poliüretan Sanayi Fuarı: Putech Eurasia 25-27 Kasım 2021'de İstanbul Fuar Merkezi'nde katılımcı ve ziyaretçilerini ağırlayacak.
Ana Kuzusu Fotoğrafları. Comedy Premium League Everything Will be Fine The Chair How to Sell Drugs Online (Fast) Warrior Nun
ANAKUZUSU Ne Demek: Yaşı Küçük Kucak Çocuğu.. Yorum Yap . Gönder * Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.. Ana Kuzusu Resimleri.
Anaclkn baskn olduu bilinsizlik dnemi insan, bir ninsan/ocuk hviyetindedir. Eski Trkiye'de halk arasnda ana kuzusu olarak tanmlanan bu dnem, evrenseldir. Duvara, mre Kadzade'ye ocukluk yllarnn basma perdeli, sedirli, byk aile imgelerini anmsatan fotoraflar yanstld. Eski zmirin, stanbulun orta halli ailelerinin fotoraflar rpertti adn.
Kocam internette beni aldatıyor. BENİM İÇİN ÇOK DEYERLİ OLAN HANIMLAR ARAMADIĞINIZ SÜRECE ARAMAM RAHATSIZ ETMEM ASLA )MERHABA BEN MARAZ SOYDAN BENİM İÇİN ÇİRKİN BAYAN YOKTUR İLGSİZ MUTSUZ BAYAN VARDIR .) ( İLGİ VE MUTLUĞU HAKEDİYORUM DİYEN BAYANLAR ( NOT: BEN KENDİMİ KADINLARA ADAMIŞIM SANALCI ABAZA TEL DE İLİŞKİ
VfKIE. 1 Sinirli erkeği nasıl sakinleştiririz ?? sinirli erkeğe nasıl davranılmalı sinirli erkeklere nasıl davranmalı erkek insana davranmalı biri sakinleştirilir Genelde erkekleri çıldırtmak için elimizden geleni yaparız ama sonrası çok kötü olur yaptığımız hatala kalırız. Peki meleklerim şeytanlıklara aklımız çalışıyor gelin bide onlara meleklik yapmaya çalışalım Her zaman işler yolunda gitmiyor elbet. Ara sıra kavga, gürültüde olacak, olacak ki mutlu anların kıymeti bilinsin. Biz kadınlar, annelik içgüdüsü sebebi ile, erkeğe nazaran daha verici, daha toparlayıcı ve daha yapıcıyız. Hal böyle olunca, tartışmalarda kadın biraz daha sakin kalan taraf oluyor ister istemez. Kabul edelim ki; erkekler sinirlendiklerinde gözlerinin önüne inen bir “mantıklı düşünememe” perdesi sayesinde, ağzından çıkanı kulağı duymaz, etrafta olan biteni görmez oluveriyorlar. Ne yapalım, bu da onların bir zayıf noktası…Çöpe mi atalım adamları böyleler diye…! Elbette hayır. Sinirlenmiş erkeği nasıl sakinleştireceğiz…? Öncelikle hemen problem çözme kostümümüz olan, sıcak gülümseyişimizi ve sakin ses tonumuzu göstermeliyiz. Erkeklerin çok sinirlendiklerinde biraz kendileri ile kalma isteklerine saygı göstermek çok önemli. Biz konuşarak ve anlatarak rahatlıyoruz, ama onlar susmayı tercih ediyor. Ona biraz zaman verip, o sırada sevdiği bir içeceği ve ya bir yemeği hazırlayabilirsiniz. Unutmayalım ! gülümseyen ve sakin ses tonlu kostüm halen üzerimizde. Göz ucu ile takibe devam ediyoruz…! Göreceksiniz ki; ihtiyacı olan alanı verdiğinizde ve ona “ben buradayım” mesajını ilettiğinizde, bir süre sonra sakinleşecek ve size sarılacaktır. Unutmayalım, aslında her erkek annesinin kuzusu. Ve aslında bundan hoşlanmadıklarını söyleseler bile, hayatlarındaki kadından bekledikleri biraz sefkat, biraz anlayış… beklenenbebis Forum Okuru 2 Katılıyorum aynen dee öylee...tşkler güzel noktaya değinmişsin meleğimm 4 Teşekkür ederim bebeklerim 5 güzel ve önemli bi yazı olmuş emeğine sağlık *MeleK* Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım 6 Erkek sinirliyken asla üzerine gitmemek gerekiyor bu esnada kaş yaparken göz çıkartabilirsiniz biraz daha sakinleşmesini bekleyip daha sonra yumuşak bir ses tonuyla karşısına geçip konuşursanız konuşmanın temeli daha sağlam olacaktır Kayıtsız Üye Forum Okuru 7 yardımm merhabalar. ben ismimi vermek ıstemıyorum. bir konuda size danısacaktım...akıllı ve olgun bır ınsanım, eşim bazı zamanlarda çok sinirli oluyor. annesi ve babası dahi ona laf geçiremiyor. cok sınırlı zamnlarında bana vurmamak için ya üstündekileri yırtıyor, ya da sağa sola vuruyor. siniri ise 5 dk bile sürmüyor. gece ise hiçbirsey olmamıs gb davranıyor...sarılıp yatıyoruz..tabı bnm kalbm kırıldıkça kırılıyor...sakın bır zamanında konuyu acınca moralı bozuluyor ve ben konuyu kapatmak zrnda kalıyorum.. yanı konusamıyoruzzz...konu kapanıyor..bu durumda ne yapmam gerekiyor. yardımcı olursanız sevnrm...ben hayatımda boyle şeyler gormedım. anne ve babam bana bu sekılde davranmadı. boyle huyları da yenı cıktı. anlamadım gıttı.... Kayıtsız Üye Forum Okuru 8 yardimm allah yardimcin olsun ayni erkek benim basimdadza var ama benimkisi cok hakaret ediyor 5 dk sonra birsey olmamis gibi davraniyor bende bilmiyorum ne yapicamii 9 en iyisi bir psikologdan yardım almak arkadaşalr tabi bunu iyi birdille eşinize anlatmanız gerekiyor. Erkeleri idare etmek çok zorrr alalh hepimizin yardımcısı olsun 10 en iyisi bir psikologdan yardım almak arkadaşalr tabi bunu iyi birdille eşinize anlatmanız gerekiyor. Erkeleri idare etmek çok zorrr alalh hepimizin yardımcısı olsun
Yeni Yıl Özel Programı Bu sene yeni yıl programı yapmadık, haliyle Arda biraz mutsuz oldu. Arkadaşlarıyla beraber olacağı bir yeni yıl hayal etmişti halbuki. Ona kalsa evimizde çılgın bir parti yapmalıyız. Çılgın partiden anladığı şu; Cipsler, patlamış mısırlar, çikolatalar, şekerler, kuru yemişler, meyve suları yani bir dolu abur cuburla yüksek sesli bir müzik ve dans. Ha bir de ışıklar hafif karartılmış olacak. Parti bebesi yetişiyor sanırım bizim evde. Biz de çok parti seven insanlar olsak anlayacağım. Ben de bugünün özel bir gün olduğunu yansıtabilelim diye uğraşıyorum, 1 haftadır inanılmaz bir işkenceyle hediyelerini ağacın altında bekletip, açtırmadım. Çıldırma noktasında artık kendisi. Sabah uyandığında _''N'olur anne, açayım artık, bak yıl başı günü geldi.'' dese de izin vermedim. Akşamı bekleyecek şansı yok. Gel gelelim bizim yeni yıl özel programımızaAkşam için hazırlanmış güzel bir yemek masası Güzel müziklerin çaldığı bir müzik kanalı Tabakta cips, mısır, ıvır kıvırlar Yemek sonrası hediye açma merasimi Çılgınca danslar topluluğu Arda&Duru&Umut Piyango bilet takibiHayallerimiz var, bildiğiniz gibi diil Azıcık Tombala, birazcık Bil Bakalım Kim? ve zaman kalırsa bir kaç kutu oyunu daha Çocuklar yatar Anne ve baba zamanı0000 'a inşaallah Eveet işte bizim çılgın program budur. Hepimize istediklerimizin olduğu, harika bir yıl diliyorum. 2011 sevgi yılı olsun. Yeni yılda sizleri de unutmadık sevgili dostlar, Yeni Yıl şarkımızı dinleyin!! Karşınızdaaa Orhan's Band!! Bir dolap kitap Onlarla tanışalı çok olmadı, hergün sayfalarında geziniyorum. O kadar güzel bir iş yapıyorlar ki, hafiften bir kıskançlık yaratmadı değil... Yıldıray ve Banu, okudukları çocuk kitaplarını bu sitede tanıtıyorlar, kişisel eleştirilerini yapıyorlar. Bana çok güzel bir kaynak oldu. Kitap zevklerimizin tuttuğunu düşünüyorum. Sonuç olarak çok güzel bir site ve ben satırlarının arasında gezinmekten çok mutluyum. Bir liste hazırladım. Arda'yla kitapçıya gidip listedeki kitapları tek tek inceledik. Zogi, Abur cubur peşinde, Herkes Özgür Doğar, Felaket Henry kitaplarını aldık, eve geldik. Arda, abur cubur kısmını pek bi merak etti, yatmadan önce iki ölçek verdim kendisine. Mışıl mışıl uyudu. Seneler sonra yazdım , rahatladım Geçenlerde okuduğum bir yazı beni bir kaç sene öncesine götürdü. O zamanlar bu paylaşım siteleri falan yoktu, bir iki tane bebek sitesi vardı, oralardan bir şeyler öğrenir, yeni insanlar tanırdım. Şimdi artık internetle yatıp, internetle kalkıyoruz. Hayatımızı Facebook ve Twitter'la yaşıyor gibiyiz. Şöyle bir bakıyorum da annelerin olduğu platformlar o kadar kalabalık ki, arkadaşlıklar, dostluklar kurulmuş. Sosyalleşilmiş, sadece internetle kalmamış dışarıda organizasyonlar düzenlenmeye başlanmış. Yılbaşı hediye çekilişi yapıyor artık anneler. Birbirlerine güzel hediyeler gönderiyorlar, korkmuyorlar yani adres verirken. Güveniyorlar karşılarındaki insanlara. E tabi aylarca internet ortamında konuşmuşlukları, paylaştıkları şeyler var. Yakınlarındaki insanlara anlatamadıklarını anlattılar belki bilgisayarın diğer ucundakine. O nedenle güveniyor ve bir sakınca görmüyor adres paylaşmaktan. Hani başlarken demiştim ya okuduğum bir yazı beni bir kaç sene öncesine götürdü diye, hah işte onu anlatayım şimdi. Sene 2006. Dediğim gibi o zamanlar çok paylaşım yok , tek tük bebek sitesi. O sitelerden biri, hala yayındadır ve ben hala aktif üyesiyim Bir yazışma grubumuz vardı, ben yeni doğum yaptığım zaman her gün mutlaka girer ne var ne yok bakardım. Soruları cevaplar, sorular sorardım. Güzel bir arkadaşlık ortamı oluşmuştu. O zaman arkadaş olarak Facebook'ta eklemiyorduk da, Msn'e ekleyip oradan sohbete devam ediyorduk. Bir arkadaşım benden birkaç ay sonra doğum yaptı, bu süreçte hergün mutlaka sohbet ettik, birbirimizin resimlerini falan gördük. Ben çok sevdim onu. Birgün sohbet ederken dedim ki ; _''Bebeğin için bir hediye yollamak istiyorum, bana adresini verir misin?'' _''.........................'' _''Orada mısın?'' _''.........................'' Sonra karşıma bir otomatik mesaj çıktı. Bu otomatik mesajdır, bu kişi meşgul olduğu için cevap verememektedir. vs. vs. Çok şaşırmıştım, önce bir anlam veremedim. Sanırım işleri yoğun bir anda sohbeti bırakmak zorunda kaldı dedim kendi kendime. Meğer ne kadar yanılmışım. Aslında kız beni listesinden de hayatından da çıkarıvermiş o an. Adresini istedim diye ürktü mü ne oldu? Gidip onu yiyeceğimden falan korktu sanırım. Bu beni çok üzdü , ben ona değer vermiştim, bütün iyi niyetimle bebeğine bir hediye yollamak istemiştim. Sonuç ; iyi niyet bir işe yaramadı, güven olmayınca ne beklersiniz ki? İsmini hala hatırlıyorum. Aynı zamanda beni anlayamadığı, çok yüzeysel kaldığı, güven duyamadığı için de ona sinir oluyorum. Amaaan hadi affettim seni Handenur. Bu konu içime oturmuş demek ki. Kaç sene sonra çıkarttım rahatladım. Vesile olandan Allah razı olsun Minik bir tırtıl Bir varmış bir yokmuuş. Çook uzak ülkelerin birinde, çok tatlı, çok akıllı, çok da minik bir tırtıl varmıış... Annesi, babası ve abisiyle sıcacık , huzurlu bir evde yaşarmış. Doğduğu zaman herkes çok heyecanlanmış, abisi onu merakla seyretmiş. Önce _''Bu nasıl bir şey buruş buruş''demiş. Neden kırmızı göründüğünü anlamaya çalışmış. Bu minik tırtılın sürekli evlerinde kalıp kalmayacağını merak etmiş. Gel zaman git zaman minik tırtıl büyümeye, büyüdükçe de çevresini farketmeye başlamıış. Herkes ona sevgi ve ilgiyle bakıyormuş. Bu çok hoşuna gidiyormuş minik tırtılın. Abisi bazen, seviyorum diyerek, sağını solunu çekiştiriyormuş ama tırtıl, minik ve hiç bir şeyi anlamıyor ya sadece gülüyormuş. Abisi şaşırıyormuş içten içe. _''Ben sıkıştırıyorum o gülüyo , alla allaa!..'' Minik tırtılın aslında bir tırtıl olduğunu kimse farketmemiş, çünkü hep yerinde duruyormuş ilk zamanlar. Kucağa alındığı zaman çevresini ilgiyle takip ediyor, renkli objelere uzanmaya çalışıyormuş. Bir gün çok değişik bir şey olmuş. Annesi tırtılı yere koyduğu zaman , minik tırtıl ileri doğru bir hamle yapmış. Annesi ; _'' Yaşasıın, emekleme hazırlıkları başladı'' demiş. Her gün bir önceki günden daha ileri gitmeye başlamış. Daha önceden gözüne kestirdiği şeylerin yanına yaklaşmak için sabırsızlanıyormuş. Minik tırtıl doğalı 9 ay olmuş. Artık ona yetişebilmek zorlaşmış. Onu yere koyup arkalarını döndüklerinde artık yerinde olmuyormuş. Pııırtt gözden kayboluveriyormuuş. Yere konulduğu zaman ilk iş koridora gitmekmiş, orada ayna varmış, karşısına geçip kendine bakmaya bayılıyormuş. _'' Sen nereye gidiyorsun bakayım!?'' deyince, basıyormuş gaza, hızı 2 katına çıkarıyormuş. Çok komik oluyormuş böyle zamanlarda. Kaçmaya çalışırken ki hali görülmeye değermiş . Popo bir sağa bir sola pıtır pıtır. Bu minik tırtıl aynı zamanda yerde bulduğu her şeyin tadına bakmayı severmiş; terlik, çorap, bez, yastık, oyuncak parçası, halı saçağı... ne varsa bir tadına bakarmış. Beğendiklerini bırakmak da istemezmiş doğrusu. Annesi abisine oyuncak parçalarını yerlerde bırakmamasını tembih edermiş çünkü minik tırtıl çok meraklıymış o parçaları yutma tehlikesi varmış. Çok dikkat edilmesi gerekmiş. İçine top atılınca müzik çalan oyuncağıyla oynamak en büyük zevklerinden biriymiş. Delikten topu geçirince çok heyecanlanıyormuş. Müzik çalınca poposunu sağa sola oynatarak dans etmeye çalışıyormuş. Attığı topu da takip edebiliyormuş. Attığı delikten geri alıp tekrar tekrar aynı oyunu oynuyormuş. Havalar güzel olduğu zaman, annesi onu pusetine koyarmış, beraber evlerinin yakınlarında gezintiye çıkarlarmış. Tırtılın bu dakikalarda hiç sesi çıkmazmış. Kocaman gözleriyle etrafını izlermiş. Her gördüğü şeyi uzun uzun izlemek istermiş, bu aralar en büyük merakı kargalarmış. Yerde yürüyen kargaları dikkatle incelerken , uçtuklarını görünce şaşırıyormuş. Pusetle, kurumuş yaprakların üstünden geçerken çıkan ''çıtır çıtır'' sesler ona çok ilginç geliyormuş. Minik tırtıl, çevresinde başka minik tırtıllar görünce de çok mutlu olurmuş. Geçen gün başka bir minik tırtılla yanyana otururken, tırtıl arkadaş ona koparttığı ekmekten bir parça uzatmış, bizim minik tırtıl ağzını kocaman açmış ve ekmeği hapur hupur yemiş. Tırtıl arkadaşın da hoşuna gitmiş. O ekmek vermiş , minik tırtıl yemiş. Biri vermiş , biri yemiş. Hayat minik tırtıl için tam bir eğlenceymiş. Her gün yeni bir şeyleri keşfederek büyüyormuuş. Kimbilir bu minik tırtıl daha neler neler yaşayacakmııış. Gökten üç elma düşmüş, biri sana, biri bana biri de minik tırtılın başınaaa... Not Bu masal, minik tırtıl Duru'ya ithaf edilmiştir. Kınalı kuzum Canımın içi oğlum, nasıl da büyüdü. Artık herşeye verecek bir cevabı var. Her konuda bir fikri var. Bazen bir konuda bizim aklımıza gelmeyen fikirleri ortaya atıyor , şaşırtıyor bizi. Kendi çocukluğumu düşünüyorum, çok saf mı desem ne desem , ben onun gibi değildim. Birisi bir soru sorsa , ''ne diyeceğim şimdi ben'' diye bakabilirdim insanların suratına. Şimdi çocuklar birşeyler sorunca biz bakıyoruz aynı çocukları erken olgunlaşıyor, herşeyin farkındalar. Sohbetleri farklı, ilgi alanları farklı... Bugün eski video görüntülerini izledik birlikte. Durdu durdu, biraz üzgün bir ifadeyle; _' Anne , ben eskiden daha tatlıymışım .' _'Neden öyle dedin oğlum? Sen şimdi de çok tatlısın hatta eskisinden bile çok tatlısın, yakışıklısın.' dedim. Pek tatmin olmuş gibi görünmedi. Acaba biz seyrederken videodaki Arda'ya fazla ilgi gösterdik, _'Ooyy, agucuk , gugucuk...' dedik, onu mu kıskandı? Belki hala ona da agucuk yapmamızı istiyordur. Artık sıkıştırmaya da gelmiyor ki. Kaçıveriyor yapmak isteyince. Okullarında yılbaşı etkinliği vardı, sabah gömleğini ve kravatını sevinçle giydi, aynada kendisini adamlar gibi şöyle bir süzdü. Hazırdı. Ailecek okulun yolunu tuttuk. Öğretmenine teslim ettik bay tatlı kravatı. Sonra onların gösterisini seyredeceğimiz yere gittik. 15-20 dakika sonra geldiler, sıra sıra önümüzden geçerken , 6 senelik hayatı geçti gözümün önünden. Bir kaç saniyede doğurdum, emzirdim, salladım, avuttum, yedirdim , giydirdim oğlumu gözlerimle... Geçtiler sahneye, başladılar hep bir ağızdan şarkılar söylemeye. Çok güzeldi, hepsi ana kuzusu, baba kuzusu, anneanne, babaanne, dede kuzusu... Bütün çocuklar analarının en güzeli , en yakışıklısıydı. Herkes kendi çocuğu neredeyse onu bulup gözleriyle sadece onu takip etti, o an sadece çocukları vardı. Ben de bunu yaşadım. O kalabalıkta en parlayan sanki benimkiydi. Hayatın hep güzel olsun oğlum! Şimdi bu satırları yazarken Sezen Aksu'nun ''Kınalı Kuzum'' şarkısı geldi aklıma. Oğlumun daha daha büyüdüğü zamanları düşündüm, gözlerim doldu...Kınalı kuzum büyüdün de adam mı oldun?.. Beni koşulsuzca sevin! Bugün televizyonda kanallar arasında gezerken, çizgi karakter bir çocuğun konuşması dikkatimi çekti. Ne anlatıyordu bu çizgi çocuk? _'Ben otizmi olan bir çocuğum, otistik değilim! Siz düşünceleri, duyguları, yetenekleri olan bir birey misiniz? Yoksa sadece , şişman, gözlüklü ya da sakar bir kişi mi?' diyordu. Otizmi olan çocukların duyusal algıları bozuk oluyormuş , bize sıradan gelen sesler, hareketler onları aşırı derecede rahatsız edebilirmiş. En ufacık bir anons sesi bile onların aşırı reaksiyon vermesine sebep olabilirmiş. Koku, ses, dokunuş vs. birçok şeyle başa çıkmaları oldukça zor olabiliyormuş. Sosyalleşmeleri de bir o kadar güç oluyormuş bu çocukların, aslında istemediklerinden değil, nasıl yapacaklarını bilemediklerindenmiş. Çizgi çocuk diyorki , çocukların arasına nasıl girebileceğimi bilemem ama siz çocuklarınızı benimle arkadaşlık etmeleri için teşvik edebilirsiniz. Bazen böyle çocukları görmezden mi geliyoruz acaba? Bu reklam filmini görmeseydim belki hiç ilgilenmeyecektim bile. _'Benim ilgi alanlarımı keşfedin, o konuda beni yönlendirin belkide ileride bir Einstein ve ya Van Gogh olabilirim'_'Öfke nöbetlerimin neden olduğunu araştırın ' derken çizgi kahramanın ayakkabı bağının çözülmüş olduğunu görüyorum, aslında o an ağlayıp , fırtınalar koparmasının sebebi ayakkabısının bağının açık olması gibi bize çok basit gelebilen birşey beni etkileyense şu oldu; OTİZM BENİM SEÇİMİM DEĞİL, BU DURUMU BEN YAŞIYORUM, SİZ DEĞİL. Evet bunu o çocuklar yaşıyor biz değil... Duyarlı olunmalı, onlara yardımcı olmak için birşeyler yapabilmeli. Tohum Otizm Vakfı'nın reklamına buradan ulaşabilirsiniz. Atık piller nereye gider? Günlük hayatımızda pilleri o kadar çok yerde kullanıyoruz ki, neredeyse bütün minik aletler pillerle çalışıyor. Özellikle müzikli çocuk oyuncakları en az 3 pille çalışıyor. Bu pillerin ömrü çok da uzun değil, bittiği zaman yenileriyle değiştiririz. Peki eski piller ne olur , çöpe mi atarsınız o pilleri? Çöpe giden pillerin hikayesini merak eder misiniz peki? Kısaca anlatayım; piller çöpe gittiği zaman çöp alanlarında yavaş yavaş bozulmaya başlarlar ve içlerindeki çoook zararlı maddeler toprağa karışır, sonra yer altı sularına ve sonra tekrar bize döner. Bu atıklar birçok ölümcül hastalığa sebep olabilirler. Bu sebepledir ki atık pillerimizi çöpe değil pil toplama kutularına atmalıyız. Biz Arda'yla birlikte, çok uzun zamandır evde kullandığımız tükenmiş pilleri çevre yerlerde bulunan pil biriktirme kutularına atıyorduk. Araştırdım , bu kutular kimin? Nasıl temin edilir? öğrendim. Bir kaç hafta önce de apartmanımız için bu kutulardan istedim ve bir kaç gün içinde gönderdiler. Bayram tatili için şehir dışına gitmiştik, döndüğümüzde kutunun içi birsürü pil doluydu, bu duruma çok sevindim, demekki biri öncü olmalıymış bu işe. Siz de merak ederseniz; adresine bir göz atın. Buradan pil biriktime kutusu temin edebilirücretsiz, veya biriktirdiğiniz piller varsa arayıp, almalarını söyleyebilirsiniz. Çevremizi zararlı maddelerden, atıklardan korumak bizim görevlerimizden biri olmalı. Çocuklarımıza da bu bilinci verebilmeliyiz. Anne baba ve yanlış tutumlar çıkmazı Çocuk yetiştirmede en çok problem olan şey anne babanın ortak kararlar veremeyip ayrı düşmeleri , hele ki bunu çocuğun yanında yapmak daha da beter. Doğru; çocuğun problemsiz, düşüncelerin rahatlıkla dile getirebildiği ve saygı duyulduğu bir ortamda, çocuğun da bir birey olduğunu kabul ederek yaşamak...Hata ise; baba veya anne birşey dediğinde diğerinin dayanamayıp lafın ortasına atlaması... korumak ve ya değil, o an olan yanlış durumu ortadan kaldırma isteği, işlerin daha da yanlış yerlere gelmesine sebep olur. Belki ebeveynler çocuklarının kendini savunabileceğini unutuyor ve saygısızlığın bir çeşidini yapmış oluyorlar. _''Bu çocuk beni takmıyor! Senden yüz buluyor!'' cümleleri ortaya çıktığı zaman nasıl bir durumun içine doğru gidiliyor görmek üzücü. Ortak biryerlerde buluşmalı ama nasıl? Bu konuda çeşitli kitapları ve internetteki yazıları takip etmek mümkün. Çocuğun yanında farklı düşüncede bile olsanız belli etmeyin o yokken halledin yazıyor çoğunda. Tabi dayanabilene...o yokken kısmına gelebilmek ve sorunu halledebilmek. olması gereken. Bir çocuğa 'adam gibi davran' derken ne demek ister insan aslında?. Bir çocuk 'adam gibi' nasıl olur? Bir çocuğa bağırıp onu sindirmek , kendi doğrularını onun doğruları yapmaya çalışmak, kendi çocukluğunda yaptıklarını, yapabildiklerini çocuğuna yaptırmamak, sürekli olarak YAPMA kelimesini kullanmak... o çocuk için neler ifade eder? Bu kelime ve cümleler kullanıldığında çocuk neler hisseder? Nasıl davranır? Zaten YAPMA demek aslında YAP komutunu vermek olmuyor mu? Siz YAPMA dedikçe çocuk daha fazla daha fazla yapmıyor mu yapacağını? Demem o ki; anne baba tutumu çocuk yetiştirmede başrol oynuyor, bir gün o çocuk ta büyüyecek ve bir aile içinde başrol oynamaya başlayacak. Daha fazla düşünmeli , daha iyiye doğru gitmeye azmetmeli... Emzirme Reformu Sobesi Biraz önce Blogcu Anne'nin yazısını okudum Emzirme Reformu için yeni birşey yapmak için kolları sıvamışlar ve sorular oluşturmuşlar. Bizden bu soruları cevaplamamızı ve arkadaşlarımıza paslamamızı istemiş. Ben de hemen soruları cevaplamaya başlıyorum. 1 Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç? * Ben %60-%70 diyordum. Ama yazının sonunda böyle dememiş. % demiş. Şaşırdım. 2 Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütü ile beslediniz? Ben şu an 6 yaşında olan oğlumu ay emzirebilmiştim. Şu an 9 aylık kızım var onu hala emziriyorum , ne kadar emzirebilirsem ve o ne kadar isterse devam. 3 Kaç ay doğum izni kullandınız? Çalışmıyorum 4 Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi? - 5 Emzirdiğiniz ya da süt iznini kullandığınız için iş yerinde mobbing tepki, işi bırakmanız için baskı ile karşılaştınız mı? - 6 Bebeğinizi toplum içinde, dışarıda emzirmeniz gerektiğinde sıkıntı yaşadınız mı? Sıkıntı yaşamıyorum, istediğim yerde emziriyorum. 7 Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Gerek emzirme danışmanlığı, gerekse psikolojik olarak yeterince destek bulabildiniz mi? İlk doğumumda almak isterdim. Daha bilinçli olmak açısından 8 Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan “sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük” şeklinde baskı gördünüz mü? İlk doğumda çok söylendi , sütüm mememden fışkırır gibi çıkarken bile ''bu çocuk doymuyor'' denildiği oldu ve ben buna çok taktım, formül mama verdim. İkinci de kimseyi takmadım, 9 aydır problemsiz emziriyorum. 9 Emzirme Reformu’nu biliyor musunuz? Sizce Emzirme Reformu neden gerekli? Evet. Emzirme Reformu bebeklerimiz için çok önemli, bir bebek anne sütünü yeterli derecede almalı ki bağışıklık sistemi güçlü olsun, sağlıklı olsun. Anne ile bebek arasındaki bağ kuvvetlensin. Anne sıcaklığını arayan bebek bu durumdan mahrum kalmamalı diye düşünüyorum. Bir bebek en az 6 ay anne sütünü doya doya almalı. Çalışmak zorunda olup bebeğini emziremeyen arkadaşlarım var, bazılarına süt sağmak için izin dahi verilmiyor. Emzirme Reformu kesinlikle dikkate alınmalı. 10 Emzirme Reformu’nu web sitesinde desteklediniz mi? Destek olmak için adresindeki formu doldurmanız yeterli. Yukarıdaki soruları yanıtladıktan sonra, veri takibi yapabilmek açısından yazınızın linkini bilgi adresine gönderiniz Evet destekledim. Siz de soruları cevaplayıp yukarıdaki linkler aracılığıyla Emzirme Reformu sayfasına ulaştırabilirsiniz. Hastalık bayrak yarışı Ne zamandır yazı yazamadım, her an aklımda ama vakit bulmak, bilgisayar başına geçmek benim için şu ara çok zor oluyor. Ardanın şiddetli öksürük ve burun akıntısıyla başlattığı hastalık bayrağını Duru aldı. Arda'da ateş olmamıştı Duru'nun hastalığına ateş eşlik etti. 2-3 gün hafta iki güne bir doktorumuzu ziyaret ettik. Bronşiyolit olmuş. Buharla ilaç tedavisiyle iyiye doğru bir gidiş var. Burun akıntısı kesildi şükür ama öksürük hala devam ediyor. İştah sıfır. Sadece anne sütü. Doktorumuz, evin 22 dereceden sıcak olmaması gerektiğini üstüne basa basa söyledi. Eğer bunu yapmazsak daha çok ziyaret edermişiz onu. -'Kalorifer petekleri kapalı olsun , evi sürekli havalandırın' diye tembih etti. Evin tüm peteklerini kapattım ama sıcaklık 24 dereceden aşağı inmiyor. Çevremden soğan suyu, kara turp içine konulan bal formülü, ıhlamur karışımları tavsiyeleri aldım ama uyguladın mı diye sorarsanız uygulamadım. Akışına bıraktım herşeyi. Bir de şu Pvc pencere sistemleri yok mu beni çok sinirlendiriyor. Sabaha kadar camlarda buhar oluyor, sabah bu manzarayı görünce de benim saçlarım diken diken. Eskiden ahşap çerçeveler vardı ve hava akımı olduğu için bu tür nem olayları olmazdı şimdi Pvc geldi herşey bozuldu. Sağlığı resmen tehdit ediyor. Neyse bir çözüm yolu varmış, araştırıyorum bakalım. Sonuç olarak hastalıklar her kış olduğu gibi bu kış da bizimle birlikte hem de ikiye katlanmış olarak. Çok iç karartıcı gördüm kendimi, hemen bir olumlama düşünmeliyim... Orhan Kardeşler Çağdaş _'Bir çocuk hiç çocuk, iki çocuk çok çocuk' demişti. Bir anlam verememiştim, meğer öyle bir söz varmış. İki çocuk zor gerçekten de. İkisine de yeterli vakit ayırmak, ikisiyle de en güzel şekilde ilgilenmek isterken gün bitiyor. Duru bana çok bağımlı bir bebek, yanımdan ayrılmak istemiyor, odada onu yalnız bıraktığım anda çığlıkları basıyor. Arda'yla başbaşa birşeyler yapmak istiyorum, örneğin gece koyun koyuna yatmak...en basiti bu; ona sarılmak, göğsüme yatırmak, masal anlatmak, kitap okumak, sorularını sıkılmadan cevaplamak istiyorum. Onunla dışarı çıkıp, ne isterse yapmak, peşinden çocuklar gibi koşmak istiyorum. Buna onun da ihtiyacı var benim de. Arda duygusal bir çocuk, merhametli birkere, sevecen... Onun kırılmasını , üzülmesini hiç istemiyorum. Kardeşini kıskanabilir, bunu açıkca bana zaten söylüyor; _'Benimle de ilgilen, bana da sarıl, beni de koynunda uyut anne.' diyebiliyor. Onu o kadar iyi anlıyorum ki. Canım benim , güzel oğlum. Elimden geleni yapmaya çalışıyorum onun için. Çağdaş'a da çok iş düşüyor bu konuda benim eksikliğimi onun tamamlaması gerek, o da elinden geleni yapıyor. Arda babasını çok seviyor, onunla olmaktan çok mutlu, onunla özel birşeyler paylaşmak keyif veriyor. Onları oyun oynarken seyretmek hoşuma gidiyor benim de. Arda'nın mutluluğu gözlerinden okunuyor o vakitlerde... Kardeş kıskançlığını en az zarar verecek şekilde atlatabilmek için neler yapabiliriz uzun uzun bu konuda birkaç şey oluştuArda kardeşi hakkında kötü birşey söylemek istediğinde onu engellemeye, susturmaya çalışmamak. Duygularını dile getirmesi konusunda ona destek olmak Söylediklerine yorum katmadan onu anladığımızı belirtmek İkisini de çok sevdiğimizi, ikisinin de bizim çocuklarımız olduğunu belirtmek O bizim ilk göz ağrımız bunu dile getirmekte bir sakınca görmüyorum Kardeşi oldu diye ona olan sevgimizde bir azalma olmadığını davranışlarımızla ve konuşmalarımızla belli etmek. Kardeşine karşı kışkırtıcı davranışlarda bulunmamak. İleriki zamanlar için ikisinin arasında bir problem olduğunda karışmamak, kendilerinin çözmesi konusunda telkinlerde bulunmak. Onların da kendilerine ait özel alanları olduğunu , özel eşya ve oyuncakları olduğunu belirtmek, anlamalarını sağlamak Arda'nın oyuncaklarına Duru'nun izinsiz dokunmasını , Duru'nun oyuncaklarına da Arda'nın izinsiz dokunmasını engellemek İkisinin de farklı karakterlerde olduğunu kabul edip, zorlayıcı isteklerde bulunmamak, kızmamak, anlamaya çalışmak. Bunları evimizde uygulamaya çalışıyoruz, belki daha iyisini de yapabiliriz, zamanla herşey çok daha iyi oturacak yerine. Herkes bu yeni duruma fertleri , size sesleniyorum Hepiniz benim için çok değerlisiniz, hepinizi çook seviyorum, kendimi de 'Al Oyna Ver' mi o da nesi? Evimizin içi küçük bir oyuncakçı gibi. Artık Arda'nın odasında nefes alacak yer kalmadı desem yeridir. 'Bizim zamanımızda' diye başlayan cümleler genelde yaşımın yavaş yavaş ilerlediğini hatırlatsa da evet bizim zamanımızda çok oyuncağımız olmadığı için midir nedir dışarıda hoşumuza giden herşeyi 'aman oğlan eksik kalmasın' dermiş gibi eve topluyoruz , sadece o değil bizim de hoşumuza gidiyor oyuncak almak. Nasıl gitmesin öyle güzel oyuncaklar varki insan kendini tutmakta zorlanıyor. Çağdaş'la karar verdik birkaç haftadır oyuncak almıyoruz. Arda için zor oldu tabi oyuncakçıya her uğradığımızda ufak birşey de olsa almaya alışmış olduğundan şimdi almadığımız için biraz üzgün. 'Bu çocuk hiç değer bilmiyor' demeye hakkımız var mı bilmiyorum. Değer vermesi için oyuncağı her an değil ara sıra almalı , kendi başına birşeyler üretmesini sağlamalı...Bunca seneden sonra bunu yapabilir miyiz? İstikrarlı olursak, yapabiliriz. Arda'ya 6 senede aldığımız fuzuli oyuncakların parasını biriktirseydik eminin çok yüklü bir miktar olmuştu. Bu oyuncaklara daha sonra ne oluyor diye sorabilirsiniz. Daha önce KEDV'in Oyuncak Kütüphanesi kampanyasına yüklüce bir bağış yaptık. Geçen hafta toparladığımız 2 kocaman torba oyuncağı da gene Oyuncak Kütüphanesi'ne bağışlamak suretiyle birsürü çocuğu sevindirdik. Tamam çocukları sevindirmek güzel ama kendi çocuğumuzun da değerbilir olması için artık bu hızlı tüketim olayına son noktayı koyduk. Geçen gün internette gezinirken çok güzel bir siteye denk geldim. Ben de tam buna benzer birşeyler arıyordum zaten. Oyuncak kiralama sitesi 'Al Oyna Ver' ; evet bu siteden oyuncak kiralayabiliyorsunuz. Çocuğunuzun ayına göre istediğiniz oyuncağı seçiyorsunuz, 1 ay , 2 ay, 3 ay istediğiniz süre için kiralıyorsunuz, kira süreniz bitince de geri yolluyorsunuz. Sadece oyuncak değil, puset, kanguru gibi eşyalar da mevcut. Çoook güzeel diyerek hemen siteye üye oldum. Duru için birkaç oyuncak almayı düşünüyordum hemen bu düşüncemden vazgeçip siteden kiralamaya karar verdim. Bir emekleme arkadaşı bir de müzikli güzel bir oyuncak seçtim. Eh ben bununla uğraşırken Arda 'da gördü ve tabiki gözüne kestirdiği ve ne zamandır almak istediği bateriyi seçiverdi. Birşey diyemedim. 'Duru'ya alıyorsun bana yok' diye lafı yapıştırmasından korktum açıkcası. Ertesi gün oyuncaklar geldi. Gayet temiz ve yeni görünüyorlardı. Gerçekten temiz olduklarından nasıl emin olacağım dediğinizi duyar gibiyim. Site de bununla ilgili geniş bir bilgi var. Tek oyuncağın yarı fiyatına 3 adet markalı oyuncağı kiraladım. Eve gelen kutuyu heyecanla açtık Arda'nın baterisini kurduk ve müzisyen kişilik oyuncağının başına kuruldu. Emekleme arkadaşını da Duru'nun önüne koyduk , kelebek müzik eşliğinde ilerliyor, bizim kız da onun peşinden Çağdaş _'Bu oyuncakların olduğu sitede yeni bir beyin ve kulak da kiralayabiliyor muyuz ? ' diye sordu.. Eh ,Anne baba olmak böyle birşey hayatım, yeni beyin yeni kulak yok Onun yerine çocuklarımızın mutluluğu ve bizim artan sabrımız var... Sonuç olarak Al Oyna Ver sitesinden memnun kaldım , bundan sonra oyuncağa çok para verip , evde oyuncak dağları oluşturmak yok... evet sevdim bu işi. Bayram tatili Bayram tatili uzundu ama bana kısa geldi, hem de çok kısa... Ankara'ya ailelerimizin yanına gittik. Duru'nun ilk ziyaretiydi. Ben aylardır gitmemiştim, çok özlemişim...Arda çok sevindi orada olduğuna, hatta dönmek istemedi, bir ara burada yaşayalım bile dedi ama sonra okulu ve arkadaşları aklına geldi vazgeçti...Bayramın ilk günü malesef tatsız başladı bizim için. Sabah kalktığımızda Arda'nın ateşi vardı. Zaten ondan önceki akşam halsiz gibiydi, doğru dürüst birşey yemedi. Ateşi olunca çok keyifsiz oluyor, yerinden kalkmadan oturması garip geliyor bize, normalde o kadar hareketlidir ki atom karınca gibi bir sağda bir solda, bir kapı arkasında bir koltuk üstünde takip edemezsiniz yerde kaldı bütün gün daha çok da uyuyarak geçirdi. Kustuğu zaman anladık ki mideyi de üşütmüş. Hava çok güzeldi Ankara'da üstüne birşey giymeden bahçede oynadı terledi, üşüdü falan falan.. Hastalık bayramlarda bizi ziyaret etmeden yapamaz zaten bi elimizi öper öyle gider..Bu tatsız durumdan sonra herşey çok güzeldi, annemle , ablalarımla güzel vakit geçirdim. Özlediğim Ankara havasını bol bol içime çektim. Kısa da olsa sokaklarında dolaşmak ruhuma o kadar iyi geldi ki...Çok özlemişim...Özlediğim bir kişi daha vardı ki onu da ziyaret ettim , onu çok sevdiğimi , çok özlediğimi, fısıldadım... toprağına çiçekler diktim... Canım babacım nurlar içinde yatsın bayram söz verdiğim hiçbir arkadaşımla görüşemedim, koskoca 9 güne sığdıramadım herşeyi malesef, onlardan da özür da Duru'nun ateşiyle kapattıktan sonra evimize geri döndük... İki çocuk , iki ateşli hastalık.. Herşey ikiye katlandı...Yine de çok güzeldi... Sebze yedirememe bir sorun mu? Neden bazı bebekler katı gıdalara geçerken hiç zorlanmazken , bazıları annelerine zorluk çıkarmak için elinden geleni yapar? Bunu enine boyuna araştırmalı aslında.. Annenin hamileyken yediği yiyecek tatlarına yakın bir damak tadı olurmuş bebeklerin. Evet bu doğru olabilir Arda'ya hamileyken kocaman bir çikolatayı cuk diye mideye indiren ben, şimdi -'Çocuğum fazla yeme şu çikolatayı' desem dinler mi beni? Neyse efendim benim bu araki problemim Duru'nun sebze yemeklerine burun kıvırıyor olması.. ama bu baştan beri böyle değil , ilk zamanlar ağzını kocaman açıyordu, şimdi bir kilit uğraş ki açasın.. Ne denediysem olmadı sebzeyi tek denedim, iki sebzeli, üç sebzeli karışık sebzeli , pirinçli, bulgurlu, etli .. yok kızımıza beğendirmedim.. Acaba hasta olduğu için mi öksürük var ve sümüklü bu ara yediremiyorum yoksa hanımefendi ben hamileyken ne yediysem onu mu yemek istiyor?!? Bi konuşsa neymiş derdi ben de anlasam.. Yemek vakitlerini stresli bir hale sokmamaya özen gösteriyorum, yemezse zorlama yok.. anne sütü veriyorum, belki de ; -'Oooh ben yemeşşem annem memeşini veyiyoy yaşaşıın ' diyor ve ağzını açmıyor da olabilir hınzır kedi. Ben bütün bu yememe durumunun sorumlusu olarak bu hastalığı görmek istiyorum ve inatla kızıma hergün farklı birşeyler sunuyorum.. elbet yiyecektir ama bu kısa zamanda olursa çok sevineceğim.. Kendime bir olumlama yapıyorum hemen bu satırı okuyup sırıtacak kişiyi de biliyorum -'Ben çok lezzetli sebze yemekleri yapıyorumm , kızım bu yemekleri iştahla yiyorr, ben sebze yemeklerinin ustasıyıımm, kızım bu lezzetli yemekleri hak ediyor, ben.. benn.. başka bişey bulamadım Ağaçlarımız kesilmesin.. Hafta sonu apatman görevlimiz elime bir kağıt tutuşturdu,_'Diktiğimiz ağaçlar kesilecek, yol geçecekmiş evin önünden.'_'Kesilecek mi? Yol mu yapılacak?'_'Evet, bunu engellemek için çalışma başlatıldı kağıtta yazıyor.'Kapıyı kapattım ve kağıttakileri okumaya başladımSeyrantepe’de Ağaç Katliamı! yapımı için ağaç kesiliyor..Şişli Belediyesi ve Ayazağa Oyak Sitesi sakinlerince fidan ile ağaçlandırılan ve özveriyle korunan yeşil alanda 15 yıllık ağaçlar yol yapımı için yok mahkemesince iptal edilen nazım planı değişikliğine rağmen, plan değişiklikleri ile Cendere – TEM bağlantı yolu projesi kapsamında yapım maliyetini düşürmek için ağaçlandırılmış alan feda kişinin yaşadığı Ayazağa Oyak Sitesi sakinlerinin yolun 20 metre aşağıdan geçirilmesi için bugüne kadar yaptığı sayısız başvuruya rağmen, çevreye olumsuz etkileri düşünülmeksizin ağaçlar kesilmeye basın ve sivil toplum kuruluşlarımızı bu konuda duyarlı olmaya Oyak Sitesi sakinleriBen de ne yapabilirim diye düşündüm, arkadaşlarıma mail attım, severek takip ettiğim Blog yazarlarınaBlogcu Anne mail attım, Facebook'ta sayfa açtım Blogcu Anne Elif'e teşekkürler Daha fazla insanı haberdar etmek için bu satırları okuyorsanız, siz de destek olun. Ağaçlarımız , nefesimiz egzoz gazı değil , ağaçlarımızın yarattığı güzel hava olsun..Çocuklarımız gri yollar yerine yollar gerekli , sadece yeşil alan olmayan bir bölge seçilsin yol yapmak için diktiğimiz yeşil ağaçlarımızı görsün.. Annelik üzerine.. Kaç gündür yeni birşeyler yazamadım, minik Duru hasta oldu. Ben de bir kaç gündür kendimi iyi hissetmiyordum, nezlenin köşesinden döndüm diyebiliriz. Ben toparlandım ama Duru'ya bulaştı sanırım. İlk gün burnu akmaya başladı , hapşıra hapşıra bir hal oldu.. Anne olmak gerçekten çok büyük sorumluluk getiriyor insana, sorumluluğu bırakın bir kenara anne yüreği başka birşey gerçekten..Çocuklar hasta olunca onların yerine hasta olmayı istiyor insan..Gözünüzün önünde çiçek gibi soluyorlar, elinizden geleni yapıyorsunuz iyileştirmek için, gece uyumuyorsunuz, nefesini dinliyorsunuz, bir göz hep açık, daha çabuk iyileştirebilmek için neler yapılabilir diye hep bir uğraşı hali.. Böyle zamanlarda annem geliyor aklıma.. Canım annem ben hasta olduğumda şu an benim çocuklarıma yaptığımın aynısını hatta belki de daha fazlasını yapardı bana.. kaç gece uykusuz kaldı kimbilir, kaç sabah yarı uykulu işinin yolunu tuttu.. hiç bir gün şikayet ettiğini de anne olunca annesinin kıymetini daha iyi anlıyormuş. O zamanlar görmüyorsunuz bunları, o sizin için didinirken hiçbir yaptığı gözünüze görünmüyor ama seneler sonra , işte böyle iki çocuklu bir anne olunca herşeyi dün gibi hatırlayıp , her gün için ayrı ayrı teşekkür etmek , yaptığım hatalardan dolayı özür dilemek geliyor içimden.. Onu çok sevdiğimi daha fazla söylemek istiyorum, her gün arıyorum sesini duymak için.. Şu an bile canım sıkılsa, ilk aradığım kişi annem oluyor.. Ben üzülünce üzülen ben sevinince daha çok sevinen..Annem.. Seni çookk seviyoruuum Annelik.. hiç bitmeyen , hayat boyu devam eden, çok zor, bir o kadar da güzel duygu.. İyi ki anne oldum bende, iyi ki bana 'anne' diyen ve diyecek olan iki tatlı çocuğum var..Allah bana güç verdikçe her zaman onların arkasında olacağım, tıpkı annemin benim arkamda olduğu gibi.. Anneler ve kızları.. Hafta sonu bir kitabevinde dolaşırken gözüme ilişen ilk kitap oldu..Çok merak ettim içinde neler yazıyordu acaba bu kitabın. Bu konuda bir kitap yazıldığına göre gerçekten içinde önemli birşeyler olabileceğini düşündüm. zaten yazarı da İlkim Öz olunca hemen aldım adı 'Anneler ve Kızları'ydı..Hamilelik kontrolünde doktorumun -'Arda'ya bir kız kardeş geliyor' dediğinde yaşadığım duyguları hiç unutamam. Çok sevinmiştim. Bir oğlumuz var ve bir de kızımız olsa ne kadar güzel olur diye hep düşünürken doktor kız değince yüzümdeki ifade dudaklarımın kulağıma değmesi, içimdeki duygu da şaşkınlık ve bir heyecan patlamasıydı sanırım.. inşallah sağlıklı olur , eli yüzü düzgün olur diye dua doğalı 7 ay geçti, onu kucağıma ilk aldığımda bu bebek benim mi diye sormuştum iyi hatırlıyorum, sanırım her anne bunu çocuklar erkek çocuklarından daha farklıdır derlerdi ben de ne gibi bir farkları olabilir ikisi de çocuk işte derdim. Gerçekten kız çocuklar farklıymış, daha 7 aylık olmasına rağmen küçültülmüş bir kadın var sanki karşımda.. Konuşamıyor ama hareketleriyle, çıkardığı seslerle ne istediğini öyle güzel anlatıyor ki. İstediği birşeyi eline geçiremediyse alana kadar gözlerini süze süze bakıyor , abisine en sevimli halleriyle gülücükler atıyor.. sanki kimi nereden vuracağını biliyor gibi.. -'Bu kız sanırım biraz cadı olacak' diyorum eşime bazen. Kimbilir Duru hanımla neler yaşayacağız? Gelelim aldığım kitaba;İlkim Öz;anneler ve kızları arasındaki güçlü ve özel sevgi bağının mutlu bireyler oluşturmasıyla nasıl sağlıklı bir topluma dönüşebileceğimizi anne kız ilişkisinin gelecek kuşaklar üzerindeki güçlü etkisini yalın bir dil ve çarpıcı örneklerle kızının varsa şanslısınız, çünkü o sizin ömür boyu en iyi arkadaşınız olacak; ancak zor günleri el ele ve omuz omuza atlatabilirsiniz..Kitaptan bir kaç satır işte böyle...İçeriğinde kızınızın doğumundan evliliğine kadar yaşayabileceğiniz durumlarla ilgili bir sürü güzel bilgi var. Örneğin ; kızınızı emzirirken düşüncelerinize dikkat edin diyor , o herşeyi hissedermiş ..Ben kızımla şimdiden özel birşeyler paylaştığımı hissediyorum, onun her yönden sağlıklı ve mutlu olabilmesi için elimden geleni yapmak istiyorum..Duru kızımı çok seviyorum.. Perküsyon kursu Arda'nın cumartesi günlerini eğlenceli hale getiren bir etkinliğimiz var. Yaz tatilinden dolayı ara verdiğimiz , şimdi yeniden başladığımız perküsyon kursu..Üç aşağı beş yukarı aynı yaşlarda olan bir grup çocuk öğretmen eşliğinde perküsyon, yani ritm öğreniyorlar.. O küçücük ellerin yaptığı şeylere inanamazsınız, harikalar.. biraz gürültü patırtı da olmuyor değil tabi ama hangi toplulukta olmuyor ki.. Arda bu perküsyon derslerini çok seviyor, dersler dışında duyduğu her müziğe de eşlik etmeye çalışıyor matematik zekasını geliştirdiğini okumuştum Matematik zekası ne olursa olsun , önemli olan oğlumun bu işten zevk alıyor olması.. Bazı ebeveynler varki çocuğu illa birşeyler yapsın diye uğraşır, o yüzme senin bu keman dersi benim, yok olmadı piyano çalsın, özel ders aldıralım aman birşeyden geri kalmasın diye ha babam de babam çocuğu sağa sola koştururlar, bu perküsyon derslerinden birinde Arda'yı beklerken eşimle beraber şahit olduğumuz bir olayı paylaşmak istiyorum; Anne çocuğunu zorla getirmiş belli, çocuk ne derse girmek istiyor ne de birşey çalmak.. anne ısrarcı - Çalıcaksın! Bak çok fena olur, ben kalktım seni buralara kadar getirdim, Çocuk istemiyorum diyor anne ısrar ediyor hala -Sen evde görürsün diye bir de tehdit ediyor.. O an o anneye birşeyler söylememek için zor tuttum kendimi. Demem o ki çocuğun istekli olması çok önemli. Arda , tatilden döndüğümüzden beri -Anne ne zaman gidicez perküsyona diye soruyor Ben de özellikle tekrar tekrar soruyorum -Oğlum emin misin, gitmek istiyor musun gerçekten? diye. O annenin durumuna asla düşmek istemiyorum çünkü.. Ben istiyorum diye değil o istediği için olsun.. Bu perküsyon kursuyla nasıl mı karşılaştık? Arda'nın okulu bir gezi düzenlemişti o zaman gittiler hep birlikte, öğretmeni Arda'nın kulağının çok iyi olduğunu, perküsyon eğitmeni Engin Bey'in onu çok beğendiğini söyledi, Arda o günden sonra evde her yeri davul yaptı. nerede müzik duysa ritm tutmaya çalıştı. Ben de sordum -Oğlum seni o kursa götürelim ister misin? -Evet işte o gün bugündür bir perküsyon kursumuz var.. Merak ederseniz Süt ve içindekiler.. Bu ara yiyecek ve içeceklerle ilgili duyduğum şeylere inanmak istemiyorum, bunları duydukça nereye gidiyoruz böyle diye düşünüyorum.. seneler sonrasını gözümde canlandırasım gelmiyor..Ben bir mail grubuna üyeyim. Burada emziren anneler toplandık, çocuklarımızla ilgili deneyimlerimizi, bilgilerimizi paylaşıyoruz, bilmediklerimizi de bu sayede gün şöyle bir mail vardıHangi marka süt içilebilir?Ben de merak ettim ve içeriğine baktım; içtiğimiz sütlerin hepsinde süt tozu varmış ve kutuların üstünde kesinlikle içerik belirtilmiyormuş.. Biz de saftirik gibi süt içiyoruz diye seviniyoruz halbuki içtiğimiz sütün içinde süt tozu var. Sadece sütte değil yoğurtta da kıvam arttırıcı olarak tozunun içinde melamin adlı bir madde var ve bu kanserojen bir maddeymiş.. Aman tanrım çocuklarım var benim; sağlıklı büyütmeye çalıştığım çocuklarımı elimle zehirleme gafletine tabiki düşmeyeceğim!Bir zamanlar bir reklam dönerdi televizyonda; çocuk maviş gözlerini kocaman açarak bir bardak süt içer , o süt içerken de bir ses açıkta alınan sütlerin ne kadar sağlıksız ne kadar bakterili olduğundan bahsederdi.. ve -Sağlıklı ambalajında kutu süt için derdi..Biz de ona inandık ve %100 Doğal sandığımız kutu sütlerimizi aldık,lıkır lıkır içtik. Ama hata mı ettik ? Bu konu hakkında Çapar Kanat bey çok güzel bir yazı yazmış. Bu yazıyı mutlaka okuyun ve siz de benim yaptığım gibi ilk iş olarak Tarım Bakanlığına dilekçenizi yollayın. Ne içtiğimizi ne yediğimizi bilmeye hakkımız var. Sağlıklı diye şimdiye kadar kimbilir neler yedik içtik biz.. Margarine bile sağlıklı diyen reklamlar yayınlanıyor bu ülkede.. Hepimize sağlık, sıhhat, bol ve ucuz organik yiyecek ve içecek bulduğumuz bir ülke diliyorum... Arda'nın Starbucksçılık oyunu.. Nedir? İşte budur.. Benim oğlum pek bi yaratıcı, annenin dinlenme dakikalarından bile bir oyun çıkarabiliyor. Nasıl mı? Annesi kahve içmek istedi o da kahve olayına aynen kendini dahil etti. -'Annee, ben şimdi garsonmuşum, sen de Duru'yla müşteriymişsin benden kahve istemişsin tamam mı? -'Tamam.' Bu oyun hoşuma gitti çünkü hem oturup kahvemi içeceğim hem de oğlumla oyun oynayacağım, yaşasın -Anne , Hadi başla. Garsoon diye beni çağır, burası Starbucks dedi. -Starbucks!?!?? Hayatımıza nasıl girdi şu kahve dükkanı kültürü ? Çocuk bile etkilenmiş, burası strabucks diyor. -E hadi öyle olsun bakalım; garsoon.. -'Buyrun, hoşgeldiniz, ne istemiştiniz?' Ben bir sütlü kahve alayım tek şeker mi desem yoksa bi caramel macchiato mu istesem ?? bi an düşündüm doğrusu.. Neyse sonra vazgeçtim sütlü kahve dedim, onu da bilmeyiversin..-'Ben bir sütlü kahve alayım, tek şekerli olsun lütfen.'-'Hemen geliyor.'Duru'nun dolabını mutfak yaptı, içinde birşeyler yapıyor gibi yaptı ve geldii.Bu arada ben kahvemi daha önceden hazırlamıştım, elimdeydi. -'Anne kahveni ben sana vermişim gibi yapalım.'-'Buyrun kahveniz.'-'Teşekkürler garson bey!'-'Afiyet olsun, başka birşey isterseniz ben burdayım.'Biraz sonra Arda ıslak mendil paketinden bir mendil çıkardı ve-'Ağzınızı da silelim' diyerek bi güzel sildi Sınırsız hizmet diye ben buna derim Gaza kızınız için de şurda karyola var uyutabilirsiniz'-'Ooo, müessesenize bayıldım doğrusu!'Arda bu oyunu çok sevdi, şu an bile hala devam ettiriyoruz, ben dükkanda laptop'umla çalışıyor gibi yapıcakmışım... Toy Story ve duygusal devinimlerim.. Annelik beni pek bi sulugöz yaptı, herşeye gözlerim dolabiliyor. Bana Beton Raziye diyenler olurdu mesela, artık Beton Raziye yerini pambuk Raziye'ye kaptırdı ? Geçen gün ailecek Toy STory 3 'ü seyrediyorduk Andyoyuncakların sahibi çocuk olur kendisi büyümüş ve artık üniversite yaşına gelmiştir, haklı olarak oyuncaklara ilgisi azalmıştır , annesi ona oyuncaklarını toplamasını söyler ve film böyle başlar oyuncaklar Andy'i o kadar çok seviyorlardır ki ondan ayrılmak istemezler falan falan... sonunda Andy oyuncaklarını onlara değer veren bir kız çocuğuna hediye eder ve arabasına binerek uzaklaşıır.. ve benim de gözlerim dolar, yaşlar yanaklarımdan damlar.. neden diye sorabilirsiniz, şundanBen filmi seyrederken sadece Andy'i seyredermiş gibi düşünmedim, sanki Arda büyümüş , üniversite çağına gelmiş ve evden ayrılıyormuş gibi geldi bir anda, şu hale bakar mısınız? Daha çocuk 6 yaşına gelmeden ben üniversiteye gönderdim bi de arkasından ağladım.. of of Bu arada Barbie ve Ken'i seyrederken de bir o kadar güldüm , Bihter ve Behlül gözümün önüne geldi hep..Annelik mi karışık duygular yaratıyor ben de yoksa ben mi karışığım da anneliği bu işe alet ediyorum? Sadece bana ait olan bir zaman dilimi istiyorum.. İkinci çocuğumu dünyaya getirdiğimden beri, kendime özel bir zaman ayırmadığımı farkettim. İlk başlarda bir sorun olarak görmüyordum, herşey yolundaydı yeni bir bebek, yeni bir heyecan, iki çocuk sahibi olmak , hepsi çok güzeldi. Bazı şeyleri bu duruma alıştıktan sonra farketmeye başladım.. Saçım başım dağınık gezmek, evde oturup çok fazla sosyalleşmemek, bir giydiğim kıyafeti 3 gün çıkarmamak ki bu genelde bir t-shirt ve eşofman altı olur, keyifle bir çay içememek,sevdiğim kitaplarımı okuyamamak, yarım kalan kitaplar.. daha sayabilirim ama gerek yok. Hafif bir depresyon mu demeli bu duruma bilmiyorum ama can sıktığı bi gerçek. Bikere daha agresif tavırlar sergilemeye başladım, tahammül seviyem gözle görülür bir şekilde düştü...Bu duruma DUR demenin vakti geldi!!Artık haftanın bir gününde birkaç saati kendime ayıracağım; bu belki bir sinema filmi olur, belki ne zamandır gitmek isteyip gidemediğim kuaförüm olur, belki bir sergi ya da yarım bıraktığım kursuma tekrar geri dönmek hamileliğim öncesi Yaratıcı Drama kursuna gidiyordum, tam benlik birşeydi o 3 saat nasıl geçiyor hiç anlamıyordum, hayatımın en güzel zamanlarından bir kısmını işte bu kursta geçirdim.. Sonra hamile kaldım, kursuma devam etmekte kararlıydım, bir süre gittim ama şu domuz gribi konusu bütün planları bozdu, o dönem haberlerde seyrettiklerim ve kulaktan dolma şeyler beni korkuttu gidip aşı bile oldum o derece ve kursu dondurdum, Hamileliğimin son çeyreği evde kös kös oturarak geçmişti..Evet bu hafta sonu anladım ki, ben iyi olursam çevrem de iyi olacak..-'Hey ! Sen..silkin ve kendine gel, kendin için birşeyler yapmanın vaktidir..' İç ses-'hıhı tamam , yapıcam! valla...' Lütfen beni destekleyin, hatta içinizde benim gibi olan birileri varsa onlarda kendileri için birşeyler yapmaya başlasınlar.. Herşey çok güzel olacak Ya birgün kendimi de unutursam! Evden çıkmak neden bu kadar uzun sürüyor olabilir? Bugün sabah 930 da ailecek uyandıktan sonra kahvaltıya dışarı gitmeye karar verdik. Evden çıktığımızda saat 1130 'du evet 1130... Yataktan ilk çıkan bendim, evden de son çıkan ben oldum nasıl olduysa.. ilk çıkan son çıkar; muhasebe sisteminde bu yoktu değil mi? eklemek lazım belkide! Kızımı giydirmekle işe başladım, onu hazırladıktan sonra ;-'oğluuum hadi sen de ne giymek istiyorsan seç ve giy'-'ben böyle gidicem' adamın üstünde pijamaları var, üşengeçlikten tuvalete gitmiyor yani o derece! kime çekmiş bu çocuk, hiç bana benzemiyor Pppneyse bir koşu onun da giyeceği kıyafetleri seçtim yanına koydum, gözü çocuğum giy üstünü.'-'sen giydir'e yuh baban da gelsin onu da ben giydireyim bari!! tabi ona bunu demedimoğlanı da giydirdim, sıra kendimde.. evet ama bi dakika, kızın çantasını hazırlamalıyım geçen gün emzirme önlüğünü unuttum çok zorluk çektim hemen çantaya koyalım, caillou'nun annesi olmak istedim bi an; kadın çanta kullanmıyor çok rahat, gerçi çocuklar da üstlerini hiç pisletmiyorlar hep aynı kıyafetle geziyorlar, dert yok tasa yok, anne geniş! tamam şimdi maması için su kaynatalım , emzikleri kaynatalım, hazır mamayı, kaşığı, önlüğü de hazırladık mı tamaam mutfaktan çıkabiliriz. şimdi sıra kendimi giydirmekte , bi saniye cüzdanımı çantaya koydum mu? geçen sefer unutmuştum beş parasız kaldım sokakta hemen çantaya atalım. aa kıza yedek kıyafet ve bez , bi de ıslak mendil.. tamam onlarda hazır, şimdi giyinmeye gidiyorum..Önce dişlerimi fırçalamalıyım.. ııııııhh banyo dolu, sevgili kocam tarafından işgal edilmiş bir banyo , ne harika .. o zaman ben önce üstümü giyeyim sonra banyoya dönerim, pantolonum nerdeydi , hıh burda , üstüne de şurdan bişeyler uydur gitsin tataaam hazırım , saçlarım.. ? açık bırakırım diye düşünmüştüm,, amaan boşver topla gitsin canıım hem ağzına gözüne girer rahatsız eder. evet saçlar toplandı.. banyo boşaldı diş fırçalayalım, diş fırçalarken salonda, yatak odasında , çocukların odasında unutulan şeyler var mı? aa su almalıyım kız için. ağzımda köpükler, köpüre köpüre sağa sola koş.. topla.. yerleştir.. evet herşey tamam. Bu arada herkes kapının önünde anneyi bekler..ayakkabılarımı hemen giyiyorum.. aahhh ne zamandır giymediğim ayakkabı dura dura sertleşmiş , hiç rahat olmadıki , yürüyemem bunlarla..-'e hadi siz inin aşağı ben de geliyorum ayakkabılarımı oğlan, bebiş aşağı indileeer, ben kaldım mı evde bi başına sap gibi. Neyse ayakkabılarımı değiştirdim ve sonunda kapıyı kitliyorum , yaşasın evden çıkıyorum, aa bi dakika ocağın altını kapatmışmıydım? tamam kapalı, banyonun ışığı? o da tamam. kapıyı kitleyelim, asansörü çağırdım evet geldii, hadi binelim. yaşasın kahvaltıya gidiyoruuuzz. Bıırrr -'dışarısı çok soğukmuş,' -'git kalın birşey giy '-'tamam ben bi koşu paltomu giyip gelirim , bekleyin'-'ooff çabuk gel'-'..........'paltomu giydim, indim derken saat 1130 bizim kahvaltı oldumu size öğlen yemeği!!Bu yazının başlığı ya bir gün kendimi unutursam'dı ya ben galiba kendimi unutalı çok olmuş.. Hamsiyi koydum tavaya aman.. Ben küçükken yatma saati geldiğinde annemden kaçacak yer arardım, mesela bir anda karnım acıkırdı ya da tuvaletim gelirdi. Yatma vaktini geciktirebilmek için elimden geleni yapardım. Annem ' Hamsiyi koydum tavaya aman, zıpladı gitti havaya aman' şarkısını kendine has namelerle yorumladığı vakit artık yapacak birşey kalmazdı; ' hayyııır hamsiyi tavaya koymayalııım' desemde o hamsi o tavaya konurdu ve ben kendimi yatakta bulurdum! Ne zaman hamsi lafı geçse bana uykuyu hatırlatması bu sebepten sanırım Oğlum büyüyüp aklı ermeye başladığında bu taktiği onun üzerinde denemeyi düşündüm, birkaç gece denedim ama başarılı olmadı.. Bu işin ustası annemdi, kimse onun eline su dökemezdi, sadece o söyleyince etkili oluyordu demekki.. Ben oğluma 'gel sana güzel bir masal anlatacağım' dedim ve öyle de yaptım. Her akşam ona çeşitli masal kitaplarından masallar okudum, bazen de engin hayal gücümle masallar uydurdum, masallarda kahraman hep o oldu ve buna bayıldı..Aslında kitap okuma serüvenimiz oğlumun doğduğu ilk zamanlara kadar uzanır; daha 40 günlük bile değildi ona kitap okumaya başladığımda.. Yapı Kredi Yayınlarının HER GÜNE BİR MASAL kitabını almıştık, bu kitaptan her gün bir masal okudum ona. Belki anlamıyordu ama çok güzel dinliyordu, ağlıyorsa susuyordu, anne sesi ona huzur veriyordu belkide..Erkenden konuşmasında ve şu anda okuyabiliyor olmasında masalların büyük etkisi olduğunu yatmadan önce bazen okumadığımız da oluyor geniş çocuk kitapları arşivinden bir kitap okuruz beraber. Bunun sayesinde yatma saatinin eğlenceli olduğunu biliyor ve yatmamak için fazla direnmiyor annesi gibi !Kızıma henüz birşeyler okumaya başlamadım ama şimdi karar verdim bugünden itibaren başlıyorum..Okuduğumuz kitapları sizinle de paylaşırım.. Yeni bir blog, Yeni bir başlangıç.. Merhaba,Uzun zamandır, evde olmanın verdiği bir vehamet üzerime çökmek üzereydi, birşeyler yapmam gerektiğini düşünüyor ama ne yapabilirim bilemiyordum. Günlerimin; oğlumu okula gönderip kızıma mama yedirmek, emzirmek , uyutmak, ev işleri ve bilgisayar başında geçirilen vakitle bittiğini düşünüyorudum . Kendim için birşeyler yapamamak ya da yapmamak beni iyice dibe itmeye başlamıştı, ta ki bir blog dikkatimi çekene kadar... evet Elif Hanım'a buradan teşekkür etmek istiyorum, kısa bir süredir onu takip etmeme rağmen çok sevdiğim bir kişi haline geldi. İki çocuklu bir anne olmasına rağmen ikincilerimiz aynı zamanda doğmuşlar anneliğin sadece çocuklarına bakmak olmadığını , hem kendine hem de başkalarına yardımcı olunabileceğini farketmemi sağladı. tabi bunu kendisi bilmiyor, bilse eminim çok mutlu olurdu.. ona tüm içtenliğimle sevgilerimi sunuyorum. Belki de bir gün bir yerlerde karşılaşırız belli mi olur...İşte böyle canımın çok sıkıldığı bir gün 'evet' dedim, ben bir blog yazmalıyım.. bu sefer de ne yazmam gerektiğini düşünüp durdum, bir kaç gün de böyle geçti, düşüncelerimi yazıya dökmek benim için o kadar da kolay birşey değil. Hep söylemişimdir 'çok güzel düşünürüm ama yazıya düşündüklerimin yarısını dökemem' Belki zamanla bu da olur ne dersiniz. Çocuklarımla neler yaşadığımı yazmaya karar verdim ben de. Zira şu ara en büyük işim onlar...
Birlikte bekledik onu.. Aslında gelmesi öngörülen tarih 20 Nisan 2016 idi.. Ama öyle iri bir bebekti ki şişko Mehmet Bulut 30. haftamda 34 haftalık ölçümler veriyordu ultrason cihazı. 30. hafta kontrolümde doktor iri bir bebek olduğundan normal doğumun riske girdiğini söylemişti. 4 kilogramın üstünde olursa yıpranacağımı söyledi. Bu beni 3 gün ağlatmıştı hatta instagramdan sizlerle paylaşmıştım bu durumu. Normal doğum yapmayı çok istiyordum. Okuduğum doğuma hazırlık kitapları ile zihnimi, gittiğim yoga dersleri ile bedenimi buna hazırlamıştım. Bebeğim iri diye sezeryan olma fikri bana korkunç gelmişti. Bir sonraki doktor kontrolümde normal doğumu çok istediğimi anlattım doktora. Zaten doktorum Telal Doğruel normal doğumu destekleyen biriydi. 34. haftamda bebeğin iri olmasından ötürü erken gelme ihtimali olduğunu söyledi ve olası bir erken doğumda bebeğin ciğerlerinin hazır olması için bana bir iğne vurdurdu. Benim gibi tez canlı ve heyecanlı bir anne başladı bebeğini erken gelecek diye beklemeye. Ama bizim şişkonun rahatı pek yerindeydi. Her sabah yapılan yürüyüşler, evde dans etmeler, vosvosla gezmeler bile çıkaramadı canım portakalı oradan. Bekle bekle da girmiş olduk. Doktorum sezeryanın lafını etmez olmuştu. İki günde bir gittiğim nst ve doktor muaynesinde her an gelebilir diyordu. Bende izlediğimiz dizilerden filmlerden etkilenmiş olmalıyım ki hep gece bekliyordum o sancıları. Ama fos, tık bile etmedi. 39. Hafta biterken 11 nisan pazartesi günü doktor her şey mükemmel dedi; su oranı, plesenta, bebeğin pozisyonu, nst sonuçları… Her an beklemeye devam ediyorduk. Artık çok yaklaşmıştı.. 14 nisan perşembe günü yeniden nst ye gittim. Sonuçları doktora verdim “harika” dedi. Gel ultrasona da bakalım dedi sonra. Bebek 4 kg dedi. Yüzü asılır gibi oldu. Karnımın üstünde gezdirirken aleti “Bak, şu beyaz görünen çizgiler plesantanın yıprandığı yerler.. Plesanta yaşlanmaya başlamış” dedi. Daha pazartesi günü yolundaydı her şey dedim. Muayne bitince, cumartesi gününe kadar bebek kendi gelmezse doğuma gelecek gibi gel dedi bana…İri bebekler dürtülmek isteyebilir. Muayne ederiz, suni sancı ile yapabilirsen normal doğum deneriz gidişata göre sezeryana alırız dedi. Hep duyuyordum, doktor doğumdan önce 4 kg demiş, Bebek 3600 doğmuş, 3900 demiş 3550 doğmuş falan. Bende bebeğimin 3750 falan doğmasını öngörüyordum Haftalardır her an geldi gelecek diye beklediğim bebeğime kavuşmak için saatler kalmıştı. Şaşkındım. Aslında normal doğum istememin bir nedeni de bebeğimin kendi istediği zaman bana gelmesiydi. Böyle planlı programlı doğuma gitmek beni endişelendirmişti. 15 Nisan cuma akşamı hala kendi isteği ile gelmesi için onunla konuşuyordum. Sonra hamileliğimde onun için tuttuğum günlüğe şu satırları yazdım “… Her an gelirsin diye bekliyorum, Artık sabrım kalmadı ve yarına kadar gelmezsen bir kaç saatin var hastaneye gidip bana suni sancı yapmalarına izin vereceğim. İnşallah çok kolay kısa bir doğum olur. Aklımda olmasını istediğim tek şey sana kavuşacak olmak. Başka bir şey düşünmek istemiyorum. Umarım her şey yolunda gider. Seni kucağıma aldığım an hayat yeniden başlayacak biliyorum. Bunu düşünmek bile gözlerimi dolduruyor. Sulugöz bir annen var şişko! Bekliyorum gel kollarıma, Annen Seroş…” Ve 16 Nisan 2016 sabahı uyanıp sıcak bir duş ile güne başladım. Sonra güzel bir kahvaltı ettik. 2 kişi olarak çıkacağımız yuvamıza 3 kişi döneceğimizi bilerek biraz endişeli, çokça heyecanlı saat 8 gibi hastaneye gitmiş olduk. Hatta ben bir video çektim Mehmet Bulut’um için. “Bu yuvadan karnımda ayrılıyorsun, döndüğümde kucağımda olacaksın” dedim ona Babamız daha tedirgindi. Bense nasıl bir günün beni beklediğinden bir haber gülüyordum şapşal şapşal. Yapılan muayne sonucu normal doğum için bir engel olmadığına karar verdi doktor ve ebeler. Doğumhanede bize bir oda verdiler. Kaç saat süreceği belli olmayan bekleyişimiz saat 9 gibi bana verilen bir kas gevşetici ile başlamış oldu. Önce çok güzeldi her şey. Kas gevşeticinin etkisi ile sancılar başladı. Ama canımı yakmıyordu, ufak ufak geliyor geldiği zaman derin nefes alıp vererek atlatıyordum. Saat 11 olmuştu ki iki dakikada bir gelmeye başladı sancılar. Pilates topumu beraberimde götürmüştüm hastaneye. Başladım üstünde zıplamaya Sancılar geldiğinde derince nefes alıyor, gittiğinde odadaki muhabbete ortak olmaya çalışıyordum. Annem oldukça endişeliydi. Halbuki benim idolümdü kendisi. Beni, bir küçüğümü hatta ikiz kardeşlerimi bile normal doğumla dünyaya getirmişti. Ama sanki hayatında doğum yapmamış gibi korku dolu bakışlarla bakıyordu bana.. İrem-Ecem ikiz kardeşlerim benim fotoğraflarımı çekip gırgır yapıyorlardı. Gülüyordum sancılar gelene kadar. Yüzümdeki ifadeden sancı geldiğini anlıyorlardı. Güneş doğumu fotoğraflamak için sabahtan itibaren yanımdaydı. Ama doğumda fotoğraftan çok sol başımda bana tam destek oldu. Tüm bu harika fotoğraflarla yeniden o günü yaşıyorum sanki. Saat 1300 gibi yeniden muayne oldum. Pek bir yol katedememiştik. Doktor bebeğin suyunu patlattı ve doğumu hızlandırdı. Suni sancı iğnesini de vurulunca sancılar kuvvetlice gelmeye başladı. Doğumhane koridorunda elimde şekerli suyun olduğu serum ile yürümeye başladım. Sancı geldiğinde durup derin derin nefes alıp geçtiğinde yeniden yürüyordum. Ne kadar sürecekti bu bilmiyordum tek isteğim bebeğime hemen kavuşmaktı. Saat 1400 sıralarında doktor yeniden geldi ve muayne etti. Gelişmeler iyiydi ama süreç hala ağırdı. Sancılarım artık beni bağırtacak kadar kuvvetli geliyordu. Derince bir nefes alıyor, verirken sadece bağırabiliyordum. Doğumhane koridoru benim sesimle çınlıyordu. Kocam, annem, kayınvalidem, kız kardeşlerim, görümcelerim, yanımda olan arkadaşlarım bu halime bir hayli üzgündüler. Herkes çaresizce beni izliyordu ama bebeğime kavuşmanın da başka yolu yoktu. Saat 1500 olduğunda annem muayneye benimle girdi. Doktoruma epidural anestezi yaptıralım mı diye sordu. Doktorum da sancıların yok olacağını, doğumun da hızlanacağını söyledi. Bana kalsa ben en doğal doğumu istiyordum. Müdahalesiz, ağrı kesici olmadan hatta neredeyse evde doğum ancak suni sancı olunca işler başkalaştı, annemin yalvaran gözlerle “kızım yapalım” demesinin üstüne sancılar içinde kabul ettim epidural olmayı. Sancılar o kadar yoğunlaşmıştı ki yürüyemez hale gelmiştim. Epidural olacağım için, bir doz daha suni sancı verdiler. Ameliyathaneye aldılar beni. Ömrümde ilk kez giriyordum. Hep anlattıkları gibi soğuk bir yer. Sedyeyle oturdum. Belimden iğne vuracaklardı. Tek düşündüğüm sana kavuşacak sürenin azalmasıydı. Kıpırdamamak gerekiyordu. O şırada sancı geldi beklemelerini istedim. Anestezi doktoru bunun hissettiğim son sancı olduğunu söyledi. Belki beş dakika kaldım içerde ama sanki yarım saat gibiydi. Bir tekerlekli sandalye ile çıkardılar beni oradan yeniden doğumhane koridoruna aldılar. Ameliyathane kapısında babam, kocam, annem herkes öyle endişeli bakıyorlardı ki yüzüme… Yatağa yattığımda sancıların gelişini hissediyordum ama bağırmadan atlatabiliyordum. Sancılar tamamen geçecek sandığım için belki de… İkinci suni sancı iğnesinin etkisi mi bilmiyorum sancılar epiduraldan önceki halden daha korkunç bir şekilde gelmeye başladı. Her seferinde sabırla geçmesini bekledim ama yok, geçmiyordu. Bir doz daha epidural yaptılar ama nafile. Kalkıp yürümemi istediler, baktım ki sağ bacağım tutmuyor. Üstüne basamıyorum. Bana ağrı eşiğimin düşük olduğunu eğer epidural olmasam sancılardan bayılacağımı söylediler. Sonradan öğrendim ki epidural tutmamış! İyi ki de o an anlamadım bunu. Çünkü ben her an geçecek diye beklerken böyle iki saat atlattım. Yeniden muayne olduğumda açıklık 7 cm olmuştu. Geriye kalmış 3 cm. Çok az kald dediler yürümemi söylediler. Ama ayaklarım beni taşımıyordu artık. Vücudum sancılardan dik duramaz hale gelmişti. Serumun asılı olduğu askıya tutunarak ayakta durmaya çalıştım. Sancı geldiğinde durup, Kocaman nefes alıp inleyerek dışarı üflüyordum. Yürüdüğüm koridor çok kalabalıktı. Günlerden cumartesi, doğumhanenin şifreli kapısı bozuk, herkes koridorda bekliyordu meleğimi… Sizler portakal ile ilgili haber beklerken hastane de direk kendisini bekleyen heyecanlı bir kalabalık vardı böyle Saat 1745 gibi birden bebeğimin dışarı çıkma isteğinin olduğu o his geldi. Tutmayan sağ ayağım ile koşarak doğumhaneye girdim. Yanımda görümcem Müge tam bir doğum koçu gibiydi Ebeler doktoru aradı. Bebeğin eşyalarını getirdiler. Kavuşmama dakikalar kalmıştı sadece… Sürekli az kaldı diyorlardı ya, yine öyle sandım. Sancılar dayanılamaz hale gelmişti. Bir kere bile ağzımdan “dayanamıyorum” kelimesi çıkmamıştı hatta beynimden bile geçirmemiştim bunu. Ama yeniden o koltuğa oturduğumda “biri bana yardım etsin” diye bağırdım. Doktorum geldi, önlüğünü giydi, ışığı açtı ve taburesine oturdu. “evet geliyor, hadi!” dedi. “Ben yapamayacağım!” dedim Masmavi gözlerini gözlerime dikti; “Evet canım kızım, bence de yapamayacaksın!” dedi. “Bu bebeği oradan ne ben ne de bir başkası çıkaramaz, tek çıkarabilecek sensin ve ıkınmalısın” diye devam etti. Annem bunları duyunca beni sezeryana alacaklarını sanıp ağlayarak çıkmış. Bende o an bu kadar sancıdan sonra sezeryana mı gidiyorum yani diye düşündüm. Hayatımın en büyük tokadı buydu sanırım. Bebeğime kavuşmayı o kadar çok isterken nasıl yapamayacağımı düşünmüştüm! Tamam dedim, HAZIRIM! Sonradan bebeğimle doktora teşekkür etmeye gittiğimde o anı hiç unutamadığımı söyledim. Son bir dakika kalmıştı Dedi, beni korkutmak için öyle demiş. Sancı ile ıkınmalısın dedi doktor. Bir kere denedim, olmuyor dedi bana. Nefesini al ve vermeden bebeği it.. Sancının gelmesini beklerken kocamın sesini duydum. “Hadi Seroş, bende buradayım, yapabilirsin!” Dedi bana. Perdenin arkasındaydı, hayatta yapamam demişti ama doğumhaneye girmişti. Daha güçlü hissediyordum. Bir sessizlik oldu ve benim “sancı geldi” dememle doktor, ebeler bana yaklaştı. Derin bir nefes al ve bebeğini it dediler. Kendi kendime “bir… iki… üç…” diye saydım ve ıkındım. Doktor ” aynen böyle harika” deyince “hadi Seroş! Az kaldı!” Dedi kocam. Artık sadece onu duyuyordum. Yeniden sancı geldiğinde yeniden saymaya başladım. “Bir… İki…” Herkes bir ağızdan “ÜÇ” diye bağırdı 4. Ikınmamdı sanırım, şükürler olsun dışardaydı saat 1757. Bu hayatımın en güzel tecrübesi, en mucize anıydı. Ebeler bebeği karnıma koymak istediğimi ve göbek kordonunun geç kesilmesini istediğimi söyledi doktora. Karnıma koydular onu. Bir balık gibi çırpınıyordu. Tek gözü açık, burnunda bir sümük ile baktı gözüme. O anı dünyalara değişmem. Ne bir sancı kaldı ne de bir acı. Sadece o vardı, bebeğim… Karnımın üstünden onu aldılar ve kendimi geriye atıp şükürler olsun diye hıçkıra hıçkıra ağladığımı hatırlıyorum. Perdenin altında bir sürü ayak vardı, annem, kocam, görümcem, güneş.. Çocuk doktoru herkesin dışarı çıkmasını istedi. Meğer bebeğim su yutmuş, nefes alamıyormuş. Mosmor doğmuş, ağlamamış ben farkında bile değilim. Kapının önünde herkes bir bebek ağlaması beklerken nefes alamadığını öğrenmiş. Hatta annem babama “tüm emekleri boşa gitti, bebek mosmor” deyince çömelip ağlamaya başlamışlar. Bense doğum koltuğunda herşeyden habersiz kaç kilo olduğunu öğrenmek için sorular sorup duruyordum. Midesini yıkamışlar meleğimin. Kapıya dayamış dışarıdakileri kulaklarını, o “ınga” sesiyle bir alkış kopmuş, herkes yanındakine sarılmış Perdenin altında yine bir sürü ayak, bebeği giydirmeye başlamışlardı. Ya bana verin, kaç kilo deyip durdum sabırsızca. 4180 gr dediklerinde inanamadım. Belki inansam doktora 4 kg dediğinde normal doğuma cesaret edemezdim Ve yepyeni dünyaya gelmiş bu portakalın o mis kokusu… Asla asla unutulmaz… Her kadın normal doğum yapabilecek güç ile geliyor dünyaya. Yapmamak için hiç bir neden yok, korkacak bir şey de yok inanın bana. Bebeğin geldiği andan itibaren bir ağrı sancı da yok. Doğumdan sonra tüm enerjimi bebeğime verebilmek, dikiş ağrıları ile uğraşmamak, sütüm hemen gelsin diye ısrarcıydım normal doğumda.. Bebeğim iri olmasına rağmen maşallah beni doğarken yıpratmadı. Başı da büyük olduğundan sadece iki dikişlik bir epizyotemi yapıldı.. Hiç pişman değilim, bebeğimle gurur duyuyorum bu macerada çabaladığı için Bir de böyle gözleri açık, bilinci açık oluyor bebekler normal doğumla gelince. Sizinle birlikte ordan çıkıp size kavuşmak için çabalamış bir minik kahraman. Beni odaya aldıklarında gelen herkesi ayakta karşılıyor olmak da oldukça güçlü hissettirdi. Doktorum 10 gün sonra beni muayne ettiğinde “yerinde olsam 6 ayda bir çocuk yaparım” Dedi çünkü iri bir bebek doğurdun, normal doğumdan korkmadın ve göbeğinde tek çatlak bile yok! İşte bu benim doğum hikayem, anlatmaktan bıkmam asla, belki ileride Mehmet Bulut’um da okumak ister.. Beni yoran suni sancılar oldu. Eğer doğum kendiliğinden başlasaydı daha dayanılır olurdu. Çünkü vücudumuz dayanabileceğimiz kadar sancı üretir, suni sancılar ise kaldırıp kaldıramayacağımızı bilmeden verilen bir hormon. Yine de yaşanılması gereken bir bekleyiş, tarifsiz bir his. Kavuşmanın verdiği mutluluk dünyanın en büyük ağrılarına bedel ki bence daha büyükleri de vardır doğum sancılarının Hayatıma hoşgeldin canım portakal! Annen, Seroş…
Bildiğiniz gibi bizim oğluş konuşma konusunda biraz çekimser. Bizi gayet iyi anlamasına rağmen kendisi çok fazla konuşmuyor. İşin komiği önceki aylarda söylediği kelimeleri de unutmuşa benziyor. Daha çok kendince icat ettiği bir lisanı ve beden dilini kullanarak bizimle anlaşıyor. Dil gelişimini sağlamak için onunla bol bol konuşuyoruz. Günlük hayatta kullandığımız nesnelerin isimlerini söylüyor ve yaptığımız hareketleri açıklıyoruz. Mesela “Süt ister misin? Buzdolabını açıyorum. İşte süt kutusu. Haydi bardağa dolduralım…” gibi… Bu şekilde kelimeleri aşina hale getirmeye çalışıyorum. Son dönemlerde Can’ın kelime hazinesini geliştirmek ve onu konuşmaya teşvik etmek için yeni yöntemler aramaya başladım. Geçenlerde bir internet sitesinde küçük çocuklar için hazırlanmış eğitici oyun kartları flashcard ya da flaş kart olduğunu gördüm. Normalde bunlar piyasada satılıyor. Ancak şimdilik Can’a Türkçe kelimeler öğretmek istediğim için kendi setimizi yapmaya karar verdim. Seti hazırlarken 1-3 yaş arasındaki çocukların günlük hayatta kullandığı nesneler, oyuncaklar, ilgilerini çekecek hayvanlar ve yedikleri yiyeceklerden yola çıktım. Flaş kartlarla oynamak çok kolay Kartları bir kağıda bastırın. A4 boyutundaki kağıtlara olacağını tahmin ediyorum. Renkli bastırırsanız daha güzel olur. Kartları makasla keserak dayanıklı olmasını istiyorsanız arkasına aynı ölçülerde karton kererek yapıştırabilirsiniz. Çocuğunuza kartları birer birer göstererek nesnelerin isimlerini söyleyin ve bunu çok kere tekrarlayın. Daha sonra nesneleri işaret ederek “Bu ne?” diye isimlerini sorun. Bir diğer oynama şekli de nesnelerin isimlerini söyleyip ilgili kartı bulmasını istemek. Mesela “Araba nerede?” diyerek arabayı göstermesini isteyebilirsiniz. İlerleyen dönemlerde hayvanları, yiyecekleri, eşyaları ve oyuncakları gruplayabilirsiniz. Daha sonraki yaşlarda da alfabeyi öğretmek için kullanabilirsiniz. Bir de her karttan 2 tane bastırırsanız şu yazımda bahsettiğim eşleştirme oyununu da oynayabilirsiniz. Can’ın oyun kartları umarım hoşunuza gider. Önerileriniz varsa beklerim. Eğitici Oyun Kartı Flashcard Eğitici Oyun Kartı Flashcard See more Önceki yazı 2012’nin En Güzel Gülen Bebeğini Arıyoruz… Sonraki yazı Emekleme Tembeli Bebişler Merhabalar! Adım Tanla. Web tasarımcısı ve BebekveBen'in kurucusuyum. BebekveBen çocuk bakımından öte ebeveynlik, kadın olmak, birey olmak, yurtdışında yaşam, seyahat, yemek, ürünler, eğitim, sağlık gibi hayatın içinden pek çok konunun paylaşıldığı, ailelerin buluştuğu, soru sorduğu, dileyenlerin konuk yazılarla katkıda bulunduğu ve deneyimlerini paylaştığı bir platform... Bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.
DUYGU DOLU BİR GÜNDÜ Annem uyanmadan onu uyandırmaya kıyamadığım için evden sabah sabah bankayı ziyaret ettim. Bankada işimi halledince tuhafiyeciye uğradım çok seviyorum bu dükkanı girince çıkmak bilmiyorum . Şu fistoların güzelliğine bakarmısınız seç beğen al. Renk renk kurdelalar Kızlarım bunları hatırlıyacakmısınız bir bakın bakalım Bugün perşembe bizim mahalle pazarımız var daha önceki yazılarımda da bahsettim sabahları erken saatte giderseniz harika oluyor .Çok zengin bir pazar bir ana baba bir değim vardır ya herşeyin olduğunu anlatmak için söylenen. Bu kış gününde ne alaka dedim ama biraz düşününce kışın almak daha mantıklı hem ucuz hem sezon başı hazır hemen al denize git . Yatak örtüsü verelimmi size tezgahtar çek abla şöhret olalım diye bağırıyordu. Bu çiçekleri bana getiren kızlarımın çok sevdiğim arkadaşı Selinim getirdi onu okadar seviyoruz ki niloşum bu sevgisini göstermek için kızına onun adını verdi. Çok sevdiğim bir çiçek Kendisi bilmiyor ama o benim manevi kızım kabul edermi etmezmi bilemiyorum ama benim için o öyle. Okadar kibar ince tatlı ki ben onu çok ama çok seviyorum .Kızlarımın yokluğunu hissettirmemek için gelmese bile beni muhakkak arar hatırımı sorar birşeye ihtiyacım olup olmamsıyla ilgilenir bu zamanda nerede böyle gençler .Bugün yine öyle bir gündü çok güzeldi işlerini bir kenara bırakıp bana zaman ayırdı ben onu görünce kızlarımı ne kadar özlediğimi burnumda tüttüklerııini biraz daha anladım onun için dir ki ona her sarılışımda niloşuma ,nonime sarılıyorum gibi hissettim onu görünce onlar gelmiş gibi çok mutlu oldum evime neşe geldi .Ondan hiç ayrılmak istemedim Çok güzel bir kahvaltı yaptık çeşidi az peynir zeytin domates ve salatalıktan ibaret olan bir kahvaltıydı ama dünyanın en güzel kahvaltısıydı. Annem ve selin kendisiPROFOSYENEL ÇOCUK FOTOĞRAFÇISI diye bakarsanız bebişlerinizin ileride onlara göstereceğiniz çok güzel harıa resimleri olabilir. Selinimin hediyesi Konu mankenim teyzem teyze dediğime bakmayın ben doğduğumda kendileri 2 yaşındaymış şimdi benim en iyi arkadaşım dert ortağım arada hırlaşırız ama bu da birbirimizi çok sevmemizden kaynaklanır. Selini yolcu ettikten sonra dün gece annemin daha önceden canı sıkılınca ben bu iplerle ne yapabilirim hadi ziyan olmasın motif yapayım dediği .Ve dün gece TV seyrederken elimin işi olmadığı için sıkıntıdan hadi verin onları ben birleştirip kolye yapayım dedim . Sonunda böyle oldu Bizim aile işte böyle resimde görüldüğü gibi her an ne yapacak ne sürpirizlekarşılaşacağınızı bilemediğiniz bir aile .Dedim ya selini yolcu etmeden teyzem geldi kahveye .Üzerindeki elbiseye bayıldım siyah tiriko mini etek ona da çok yakışmış. Ben böyle deyince benettondan aldım amam yakası çok rahatsız ediyor beni dedi. Bende gel içinden ilmek çıkartalım içinde boğazlı bir buluz giymiş hissi verelim dedim .Dediğimi de yaptım ama biz yakayı bitirene kadar akşam saat oldu yaka bitmedi teyzem tutturdu ben gideceğim kocam geldi diye .Benim bütün ısrarıma rağmen verdiğim kıyafeti giymedi inat etti ve bu şekilde eve gitti akşam merak edip aradığımda hala yaka örüyordu
kocam ana kuzusu ne yapabilirim