IzBBN. Türkçe’de pek çok kelimenin yanlış yazımı ya da telaffuzu sonucunda anlatmak istediklerimiz çok farklı şekilde anlaşılabilir. Bunun en temel ve en çok hataya neden olan örneklerinden birisi de 'tabi' ve 'tabii' kelimelerinin arasındaki tek harflik o farktır. Türkçe ana diliniz olsa bile hiç konuşurken ya da yazarken zorlandığınız noktalar oldu mu? Eğer düzgün telaffuz ve yazım kurallarına dikkat eden biriyseniz, aslında çok sayıda eksiğinizin olduğunu anlamınız an meselesi olabilir. Zira Türkçenin profesyonelleri bile, bazen çok basit hatalar yapabiliyorlar. Sosyal medyada patlak veren Demet Akalın’ın paylaşımlarını düzelten Twitter hesabı tadında bir hizmetle karşınızdayız. Gene Akalın’ın paylaşımlarını düzelten Güney Koreli arkadaşa da selam gönderiyoruz Konuşmanın ve anlaşmanın çok zor olduğu bir dilimiz var. Bunun nedeni Arapça, Osmanlıca ve Farsça’da gelen kelimelerin latin alfabesi kullanılarak ifade edilmeye çalışılması. Kuşkusuz modern Türk alfabesi bu ihtiyacı karşılamakta çok başarılı, ancak dikkat edilmesi gereken hususlar var. Örneğin, 'tabi' ve 'tabii' kelimelerini hiç düşündünüz mü? Gelin yakından bakalım Öncelikle her iki kelimenin de kökü Arapçadan geliyor ve aslında Arapçada da neredeyse aynı şekilde ifade ediliyorlar Tabi Arapça “te-be-ayn” kökünden geliyor ve “taabi” şeklinde okunuyor. Anlamı; bağlı olmak, nedensellik bağlantısı kurmak, etkisi altında kalmak. TDK bu kelimeyi “tabi olmak” deyimiyle ele alıyor ve anlamını şu şekilde açıklıyor Birinin kontrolü altına girmek, bir şeye veya bir kimseye bağlı olmak. "Devlet, yeni yasalara uymayanları cezaya tabi tutuyor." Tabii Arapça “tı-be-ayn” kökünden geliyor ve yazıldığı gibi okunuyor. Anlamı; doğal olmak, alışılmış olmak, beklenildiği gibi olmak, mantığa sığmak, doğal olarak beklenilen olmak. TDK bu kelimeyi de aynı şekilde tanımlıyor ve şu örnekleri veriyor "Sıcaklar arttıkça serin yerler aramak, âdeta tabii bir ihtiyaç hâline geliyor." “Yurttaşlarım arasında bana bu yabancılığı çektirmemek isteyenler de oldu tabii." İki kelimenin en çok karıştığı kullanım alanı ise “elbette” kelimesinin alternatifini ararken yaşanan sıkıntılar. Buradan yola çıkarak, sonunda iki tane “i” harfi bulunan “tabii” kelimesinin “elbette” kelimesine alternatif olduğunu söyleyebiliriz. Bir kenara not alın dostlar, bir gün karşınıza çıkar. Kaynak Anlamı; bağlı olmak, nedensellik bağlantısı kurmak, etkisi altında kalmak. TDK bu kelimeyi “tabi olmak” deyimiyle ele alıyor ve anlamını şu şekilde açıklıyor Birinin kontrolü altına girmek, bir şeye veya bir kimseye bağlı Tabi ki ne demek?2 Tabi olmak ne demek?3 Tabi olmak ne demek tarih?4 Tabi diye bir kelime var mı?5 Tabii ki ki ayrı mı?6 Tabii ki mi tabi ki mi?7 Tâbi olmak nasıl yazılır TDK?Tabi ki ne demek?TABİİ Kİ NE DEMEK Kesinlikle öyle anlamında teyit etmek amacıyla olmak ne demek?Tabi olmak kelimesinin TDK sözlük sitesindeki anlamı şu şekildedir – Birisinin kontrolü altına girmek, bir kimseye veya bir şeye bağlı olmak ne demek tarih?Tabii olmak kelime grubu aynı şekilde bağlılık üzerinden ele alınmaktadır. Bu doğrultuda birinin buyruğu altına girmek, bağımlı olmak ya da bir şeye bağlı bulunmak biçiminde ifade edilebilir. Bu bağlamda kişi ya da dernek ile beraber kurum ve benzeri birçok unsuru üzerinden bağımlılık veya bağlılık karşılığını diye bir kelime var mı?Bu kelimenin tabii mi, tabi mi olarak yazıldığı sorgulanır. Bu kelimenin doğru kullanımı tabii şeklinde ki ki ayrı mı?Sözcüğün doğru yazımı TDK'ya göre "Tabii ki"' ki mi tabi ki mi?Olur ya da elbette gibi anlamları üzerinden kullanılan tabii ki kelimesi özellikle ki eki üzerinden merak edilir. Ayrı mı yoksa birleşik mi yazılır yazılıp yazılmadığı en önemli hususlar içerisinde yer alır. Bu doğrultuda doğru yazılışını, 'Tabii ki' biçiminde ayrı olduğunu söylemek olmak nasıl yazılır TDK?Tabi Arapça “te-be-ayn” kökünden geliyor ve “taabi” şeklinde okunuyor. Anlamı; bağlı olmak, nedensellik bağlantısı kurmak, etkisi altında kalmak. TDK bu kelimeyi “tabi olmak” deyimiyle ele alıyor ve anlamını şu şekilde açıklıyor Birinin kontrolü altına girmek, bir şeye veya bir kimseye bağlı olmak. Lokman Suresinin Türkçe Anlamı Nedir? Lokman suresi Türkçe meali aşağıdaki gibi verilmiştir • Elif Lâm Mîm. • Bunlar, hikmet dolu Kitap'ın; iyilik yapanlara bir hidayet ve rahmet olarak indirilmiş ayetleridir. • Onlar; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren kimselerdir. Onlar ahirete de kesin olarak inanırlar. • İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. • İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır. • Ona ayetlerimiz okunduğu zaman; onları hiç işitmemiş gibi, kulağında bir ağırlık var da büyüklenerek arkasını döner. Ona, elem dolu bir azabı müjdele. • Şüphesiz, iman edip salih amel işleyenler için içlerinde ebedi kalacakları Naîm cennetleri vardır. Allah bu konuda gerçek bir vaadde bulunmuştur. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. • Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik. • İşte Allah'ın yarattıkları! Haydi, Allah'ı bırakıp da taptıklarınızın yarattığını bana gösterin! Hayır, zalimler açık bir sapıklık içindedirler. • Ant olsun, biz Lokman'a "Allah'a şükret" diye hikmet verdik. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye lâyıktır. • Hani Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti "Yavrum! Allah'a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür." • İnsana da anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. İşte onun için insana şöyle emrettik "Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır." • "Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim." • Lokman öğütlerine şöyle devam etti "Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir, herşeyden hakkıyla haberdar olandır." • "Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir." • "Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez." • "Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhalde eşeklerin sesidir!" • Göklerde, yerde ne varsa hepsini Allah'ın sizin hizmetinize verdiğini ve açıkça yahut gizlice üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmediniz mi? Yine de insanlar arasında, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan Allah hakkında tartışıp duranlar vardır. • Kendilerine, "Allah'ın indirdiğine uyun" denildiği zaman, "Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız" derler. Şeytan kendilerini cehennem azabına çağırıyor olsa da mı? • Kim iyilik yaparak kendini Allah'a teslim ederse, şüphesiz en sağlam kulpa tutunmuştur. İşlerin sonu ancak Allah'a varır. • Kim inkâr ederse, onun inkarı seni üzmesin. Onların dönüşleri ancak bizedir. Biz de onlara yaptıklarını haber veririz. Allah göğüslerin içindekini kalplerde olanı hakkıyla bilendir. • Biz onları dünyada biraz yararlandırırız. Sonra da onları ağır bir azaba sürükleriz. • Ant olsun, eğer onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, mutlaka "Allah" derler. De ki, "Hamd Allah'a mahsustur." Fakat onların çoğu bilmezler. • Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Şüphesiz Allah her bakımdan sınırsız zengin olandır, övülmeye layık olandır. • Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah'ın sözleri yazmakla yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. • Ey insanlar! Sizin yaratılmanız ve öldükten sonra tekrar diriltilmeniz ancak bir tek insanı yaratmak ve diriltmek gibidir. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. • Görmedin mi ki Allah geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri kendi yörüngesinde belli bir zamana kadar akar gider. Şüphesiz Allah işlediklerinizden hakkıyla haberdardır. • Bu böyledir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir, onu bırakıp da taptıkları ise bâtıldır. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür. • Görmedin mi ki, gemiler Allah'ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir. Allah bunu ayetlerinden bir kısmını size göstermek için yapmaktadır. Şüphesiz ki bunda hakkıyla sabreden, hakkıyla şükreden herkes için ibretler vardır. • Onları denizde, bir dalga gölgelikler gibi kapladığında, dini Allah'a has kılarak ona yalvarırlar. Allah onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim ayetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkâr eder. • Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir yarar sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah'ın va'di gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın. • Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, herşeyden hakkıyla haberdar olandır. Lokman Suresinin Fazileti Nedir? Lokman Suresinin faziletleri şu şekilde sıralanabilir • Maddi ve manevi her türlü hastalığa karşı 7 kez okunabilir. Aynı zamanda Lokman Suresi, yazılıp zemzem olan bir kap içerisine konulur ve içilirse pek çok hastalığa şifa olur. • Lokman Suresini okuyarak bir araca binilmesi halinde meydana gelebilecek her türlü kazaya karşı korumaktadır. • Ruh sıkıntılarından kurtulmak için Lokman Suresini okumak da kişiye oldukça iyi gelir. • Lokman Suresi, ruhsal bunalımlar geçiren kişilere 7 kez okunursa maddi – manevi her türlü hastalığa şifa olur. Lokman Suresi Neden Bahseder? Lokman Suresinin bahsettiği konu genel hatları ile Lokman'ın oğluna verdiği öğütleri içerir. Ayetler içerisinde şirk inancının yasaklanması, anne ve babaya saygı gösterip meşru buyruklarına uyma, sorumluluk duygusu, iyilik için çaba gösterme ve çalışma, sabır, tevazu gibi ahlaki ödevlerden bahsedilir. Aynı zamanda Lokman Suresi içerisinde putperestleri şirk koşmaktan vazgeçirmeye çalışma ve onlara kurtuluş yolunu göstermeyi amaçlayan bilgiler bulunmaktadır. Haberler Haberler Lokman Suresi okunuşu ve Türkçe anlamı! Lokman Suresi nasıl okunur? Lokman Suresi fazileti... AYET-İ KERİME Lokman / 19. Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir. Nur / 27. Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi farkettirip izin alıp ev halkına selâm vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir; herhalde bunu düşünüp anlarsınız. Nur / 28. Orada hiçbir kimse bulamadınızsa, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, “Geri dönün!” denilirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptığınızı bilir. Nur/61…Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir yaşama dileği olarak kendinize birbirinize selâm verin. İşte Allah, düşünüp anlayasınız diye size âyetleri böyle açıklar. Nur / 62. Müminler, ancak Allah’a ve Resûlüne gönülden inanmış kimselerdir. Onlar, o Peygamber ile ortak bir iş üzerindeyken ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. Resûlüm! Şu senden izin isteyenler, hakikaten Allah’a ve Resûlüne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver; onlar için Allah’tan bağış dile; Allah mağfiret edicidir, merhametlidir. Mücadele / 11. Ey iman edenler! Size “Meclislerde yer açın” denilince yer açın ki Allah da size genişlik versin. Size “Kalkın” denilince de kalkın ki Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. İsra / 37. Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen ağırlık ve azametinle ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin. HADİS-İ ŞERİF * Ebu Eyyub el- Ensari anlatıyor Bir gün ey Allah’ın Resulü! Şu selam malum. İsti’zan izin istemek, kapı çalmak nedir?” diye sorduk. Şu açıklamayı yaptılar“ bir başkasının evine girmek isteyen kimse varlığını duyurmak için kapıda, sesli olarak Sübhanallah, allahuekber, Elhamdülillah! Der, öksürüp boğazını temizler ve içeri girmek istediğini haber verip ev halkından böylece izin ister” * İbni Ömer Radıyallahu anh anlatıyor Resulallah Sallallahu aleyhi ve Sellem buyurdular ki “Size bir kavmin büyüğü gelince onu büyükleyin, ikramda bulunun” * Hazreti Ali Radıyallahu anh anlatıyor Resulallah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki “Biriniz hapşırınca “Elhamdülillah! Desin. Yanındakiler ona, yerhamukellah! Desinler, hapşıran da onlara “yedikumullah ve yuslihu Allah size hidayet bulunsun ve halinizi iyi kılsın desin” * Hazreti Enes Radıyallahu anh anlatıyor Resulallah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir adama rasladımı onunla konuşur, muhatabı ayrılmadıkça da yüzünü ondan çevirmezdi. Muhatabıyla müsafaha yapsa, elini muhatabın elinden çekmezdi. İlk çeken muhatabı olurdu. Aleyhissalatu vesselam’ın dizlerinin, yanında oturan arkadaşının dizlerinden ileri çıktığı da görülmemiştir.” * Büreyde İbnul Husayb Radıyallahu anh anlatıyor Resulallah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gölge ile güneş arasında oturmayı nehyetti. * Ebu Zer Radıyallahu anh anlatıyor Ben yüzükoyun yatar vaziyette iken Resulallah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma geldi. Ayağıyla bana dürttü “ey Cüneydib, bu yatış, cehennem ehlinin yatışıdır” buyurdu. * Hazreti Ebu Bekre radıyallahu anh anlatıyor “Bir adam, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanında bir başkasını medh u sena etmişti. “Yazık sana! Arkadaşının boynunu kestin” buyurdular ve bunu üç kere tekrar ettiler. Sonra da şu açıklamayı yaptılar “Bir kimse kardeşini illâ da övecekse bari “Falancayı zannederim, ona Allah kâfidir. Ben Allah’a karşı kimseyi tezkiye etmem çünkü AIlah herkesi benden iyi bilir. -Ondan böyle bir fazilet biliyorsa- falanca şöyle şöyledir” desin.” * Hazreti Aişe radıyallahu anhâ “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm çirkin isimleri değiştirirdi” buyurmuştur. * İbnu Abbâs radıyallahu anh anlatıyor “Cüveyriye Bintu’l-Hâris’in ismi Berre idi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm onun ismini Cüveyriye diye değiştirdi. Zira, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm “Berre’nin yanından çıktı” denmesini sevmiyordu. * Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki “Ben, haklı bile olsa münâkaşayı terkeden kimseye cennetin kenarında bir köşkü garanti ediyorum. Şaka bile olsa yalanı terkedene de cennetin ortasında bir köşkü, ahlakı güzel olana da cennetin en üstünde bir köşkü garanti ediyorum.” * Ebû Hüreyre radiya’llahu anh’den rivâyet olunduğuna göre bir kere Nebî salla’llahu aleyhi ve sellem’e muayyen bir yaşta matlubı olan bir devesi ni istemek üzere bedevî birisi Nebî bu bedevîye kavlen veya fi’len haddini bildirmek istemişlerse de Resûlullah salla’llahu aleyhi ve sellem – Bu adamı bırakınız , dokunmayınız! Her sâhib-i hakkın edeb dâiresinde hakk-ı talebi vardır, buyurmuş, sonra da – Devesi yaşta bir deve veriniz! diye emretmiş. Ashâb-ı Kirâm – Yâ Resûla’llah! O yaşta deve bulamıyoruz, ancak onun devesinden daha değerli bir yaşta vardır, demişlerdir. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem – Bunu veriniz!. Sizin en hayırlınız borç verimi en güzel olanınızdır, buyurmuştur. * İbn-i Abbâs radiya’llahu anhümâ’dan bâzı ashâbına ki, Atâ’ İbn-i Ebî Rebâh’tır şöyle dediği rivâyet olunmuştur Ey Atâ’! Sana Cennet kadınlarından bir kadın göstereyim mi? Demiştir. O da Evet gösteriniz, demesi üzerine İbn-i Abbâs şöyle demiştir Şu gördüğün iri yapılı ve uzun boylu habeşî kara kadın yok mu? Bu kadın bir kere Nebî Salla’llahu aleyhi ve sellem’e gelip Yâ Resûla’llah! Ben sar’alanıyorum, sar’alanınca da açılıyorum, Allah’a benim için du’â buyurunuz, dedi. Resûl-i Ekrem Ey kadın! İstersen hastalığına sabret. Bunun mukabilinde sana Cennet vardır. İstersen âfiyet vermesi için Allah’a du’â edeyim, buyurdu. Kadın Yâ Resûla’llah! Hastalığıma sabrederim, dedi. Ancak ben açılıyorum. Açılmaklığım için Allah’a du’â buyurunuz, diye ricâ etti. Resûl-i Ekrem du’â etti. Edeb yerleri açılmaz oldu. * Âişe radiya’llahu anhâ’dan rivâyete göre, Resûlu’llah Salla’llahu aleyhi ve sellem İnsanlar ayakkabısız, vücûdu çıplak ve ilk yaradılışları gibi sünnetsiz haşrolunacaklar buyurdu. Ben de Yâ Resûla’llah! Erkek, kadın berâber mi? Bunlar birbirlerine edeb yerlerine bakarlar, dedim. Resûl-i Ekrem Yâ Âişe! Haşir işi çok güçtür, insanların birbirlerine bakmalarına müsâit değildir, buyurdu. * Ebû Hüreyre ve Zeyd İbn-i Hâlid Cühenî radiya’llahu anhümâ’dan rivâyet olunduğuna göre, müşârün-ileyhimâ demişlerdir ki Bedevî arablardan bir kişi hasmı ile birlikte Resûla’llah salla’llahu aleyhi ve sellem’e gelmişti de – Yâ Resûla’llah! Size Allah nâmına yemîn eder, ve yalnız Allah’ın Kitâbiyle hükmetmenizi dilerim, demişti. Öbür hasım ise daha dirâyetli ve edepli idi. O da – Evet yâ Resûla’llah, aramızda Kitâbu’llah ile hükm ediniz ve söz söylemek üzere bana müsâade buyurunuz! dedi… Edeb, arapça bir kelime olup Türkçe karşılığı saygıdır. Ancak, o da terbiye ma’nâsına artık Türkçeye mâlolmuş kelimelerden biridir. Edeb, dine ait prensibler sayesinde ruhta kazanılan ikinci bir fıtrat veya daha geniş ma’nâsıyla ruhun dinle bütünleşerek istikrar kazanmasıdır. Ne var ki her din, insanı edebli kılmaz, İslâm edebli kılar. Aslında biz din deyince hemen İslâm Dini’ni kasdederiz. Edeb, aynı zamanda ihsan mertebesine ermenin de husûsi ma’nâda edeb, Efendimiz’in Sallallahu aleyhi ve Sellem, farz ve vacibin dışındaki davranış ve hareketlerine aynen ittiba ve yaşantıyı O’nun hayatına göre ayarlama ameliyesidir. Edeb insanı diğer varlıklardan ayırır. Müslümanlar edeb ile süslenir ve güzelleşir. Dünyanın süper gücü Osmanlı edeb ile yatmaya, insanlar ile münasebetten toplum içerisindeki hal ve hareketlere kadar her alanda edeb kıriterleri uygulanmıştır. “Edeb insan için bir urba, bir elbisedir. Edebli olmayan ise, çıplak demektir.” “Edeb, bir tâcdır. O tâcı giyen her belâdan kurtulur. Sen de belâlardan emin olmak, kurtulmak istiyorsan daima edebli olmaya çalışmalısın.” KONUŞMADA EDEB Allah Rasulü, mahrem uzvun adını söylemiyor.. onun yerine iki bacak arası tabirini kullanıyor. Bu, O’nun yüce edebinin bir tezahürüdür. Zaten O, her zaman bizler için, gayet tabiî ve fıtrî olan şeyleri ifade ederken dahi, öyle kendine has derin bir edep içinde olmuştur ki, bazılarımızca en sevimsiz gibi görünen şeyler dahi, birden insanın gözünde sevimli birer tablo haline gelivermiştir. O, ahlâk; karakter, seciye ve tabiatıyla güzelliklere programlanmış bir insandı. EDEB Sehl bin Abdullah Tüsteri Hazretleri’nin Basra’da bulunduğu günlerde parmağını bir bezle sardığını gördüler. Sebebini soranlara, parmağının ağrıdığını söylüyordu. Soranlardan birinin yolu Mısır’a düşünce, orada Zünnun-i Mirsi Hazretlerini ziyaretine gitti. Onun da parmağının aynı şekilde sarılı olduğunu gördü. Hayretle ona da sebebini sordu. -“Uzun zamandır parmağım ağrıyor” diyordu. Bu cevabı duyunca adam, Sehl’in parmağını niçin sardığını anladı. Hocasına riayet düşüncesiyle parmağını sarmıştı. Bir müddet sonra Tüsteri Hazretleri, duvara yaslanmış, bağdaş kurmuş bir şekilde gördüler. Yer yer ayaklarını da uzatıyor ve talebelerine “İstediğiniz her şeyi sorabilirsiniz” diyordu. Herkes çok şaşkındı. Hocalarına ne olmuştu acaba?… Zira daha önce onu hiçbir böyle görmemişlerdi. Dayanamayıp -Efendim, bir şey mi oldu? Daha önce böyle davranmazdınız? -Bir insanın hocası hayatta olduğu müddetçe kendisine edeb yaraşır, buyurdu. Talebeleri, o gün Zünnun-i Mirsi Hazretlerinin vefat ettiğini öğrendiler. Abdurrahman bin Kasım’dan -“İmam Malik Hazretlerinin tam 20 sene hizmetinde bulundum. Bu müddetin 18 senesini edeb, 2 senesini de ilim öğrenmekle geçirdim. Keşke hepsini edeb öğrenmekle geçirseydim.” YANLIŞI NASIL DÜZELTTİLER? Peygamber Efendimizin mübarek torunları Hasan ile Hüseyin cami avlusunda durmuş, şadırvandan abdest alan yaşlıca bir adamı seyrediyorlardı. Hasan bir ara kardeşi Hüseyin’e — Bak, dedi, dirseklerini iyice yıkamadı. — Evet görüyorum, bazı yerler kuru kalıyor. — Bunu ona söylemeliyiz, abdest sırasında yıkanması farz olan yerlerde iğne ucu kadar kuru bir yer kalsa ab­dest olmaz, abdest olmayınca tabii namaz da olmaz. — Ama nasıl söyleyeceğiz? İşte bak, ayaklannda da aynı ihmâli yaptı. Parmak aralarını ovuşturmadı, suyu topuklarına değdirmedi bile. Hadi gidip kendisine söyleyelim. Hüseyin — Bir dakika, diye kardeşini durdurdu. O bizden çok yaşlı. Söylersek utanabilir. Yahut çocuk olduğumuz için bizi dinlemeyebilir. Onu kırmadan yanlışını anlatmanın bir yolunu bulmalıyız. Birden aklına geldi — Tamam dedi sevinçle, buldum! Adama yaklaştı. Saygı dolu bir sesle — Efendim, dedi, sizden bir ricamız var. — Söyleyin bakalım çocuklar. — Biz henüz çocuk sayılırız. Şuradan abdest alırken başımızda dursanız da yanlışlıklarımızı söyleseniz. Adam memnun memnun güldü — Tabiî, dedi. Başlayın bakalım İki kardeş abdest almaya başladılar. Adam dikkatle bakıyor, bir yanlış bulmaya çalışıyor, ama bulamıyordu. Kendi abdestini düşündü. Hasan ile Hüseyin gibi dikkat göstermediğini anladı. Abdestleri bitince saçlarını okşadı — Yanlış sizde değil çocuklar bende, dedi. Kusurlu benim, Yanlışımı yüzüme vurmadan bu kadar nazikçe düzelttiğiniz için çok teşekkür ederim. Artık ben de sizler gibi abdest alacağım. İşte başlıyorum. Yeniden suyun başına çöktü ve bir güzel abdest aldı. Sevgili çocuklar. Demek ki, birşeyin doğrusunu bilmek yeterli değildir. O doğruyu başkalarını kırmadan, darıltmadan anlatabilmek de lâzımdır. Anasayfa / 2011 / Kasım / 14 Zalim ve Zulüm 14 Kasım 2011 İnsan fiillerinin mahiyetini, insan-eşya ilişkilerini ve insanların birbirleriyle münasebetlerini izah edebilmek için ... Fedakarlık Nedir? 14 Kasım 2011AYET-İ KERİME Nisa / 95. Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları ve canlarıyla Allah yolunda ci... Emanet hakkında ayet hadis kıssalar 14 Kasım 2011 AYET-İ KERİME Nisa/ 58- Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zama... Edeb Ne demektir? 14 Kasım 2011AYET-İ KERİME Lokman / 19. Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir. ... İktisat ve İsraf Ne demektir? 14 Kasım 2011AYET-İ KERİME En'am/141- Asmalı ve asmasız üzüm bahçeleri, hurmaları, ürünleri çeşit çeşit ekinleri, zeytinleri ve n... Feraset Nedir? 14 Kasım 2011AYET-İ KERİME Bakara / 7. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde... Kibir Nedir? Kibir hakkında ayet hadis kıssa 14 Kasım 2011AYET-İ KERİME Nisa / 36. …Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez. Yunus / 75. Sonra bunların arkası... Kolaylık – İslamda kolaylık 14 Kasım 2011AYET-İ KERİME Bakara / 185. Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık deliller... Kul olmak hakkında ayet hadis kıssa 14 Kasım 2011AYET-İ KERİMELER Bakara / 133. Yoksa Ya'kub'a ölüm geldiği zaman siz orada mı idiniz? O zaman Ya'kub oğullarına Be... Zan Nedir? Zan hakkında ayet hadis kıssa 14 Kasım 2011AYET-İ KERİMELER Hucurat / 12. Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizi... Vesvese Nedir? 14 Kasım 2011 AYET-İ KERİME En’am / 112. Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar, ald... Tefekkür Nedir? Tefekkür ayet hadis ve kıssaları 14 Kasım 2011 AYET-İ KERİME Al-i İmran / 191. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken her vakit Allah... Şefaat Ayet hadis kıssaları 14 Kasım 2011 AYET-İ KERİMELER İsra / 79- Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, K... 1234

yürüyüşünde tabii ol ne demek