EdipCansever. Bin dokuzyüz on iki miydi, bin dokuz yüz elli iki miydi. Güneşli bir öğle miydi, çiçekler gölgesiz miydi. Ellerim kirli miydi. Neydi. Çiçeklere su mu serpiyordum, bir karanfil çok mu uzaklardan gelmişti. Bilmem ki. Benim bütün yaşamımda hep karanfiller olmuştur. .. 2 "Yoksun diye bahçemde çiçekler açmıyor bak." 3- "Ey sevgili sen bu ilden gideli yaprak döktü ağaçlar, soldu gökyüzü." 4- "Sen gelince güller açar bahçemde / Bahar güler kahkahayla." 5- "O çay ağır akar yorgun mu bilmem Mehtâbı hasta mı,solgun mu bilmem" 6- "Bir düğün havası eserdi mahallemizde Beste: Münir Nurettin Selçuk *** Makam : NihavendGüfte : Faruk Nafiz ÇamlıbelBahçemde açılmaz seni görmezse çiçeklerSahil seni, rüzgar seni, akşam seni b Bahçemdeaçılmaz seni görmezse çiçekler . Sahil seni, rüzgar seni, akşam senin bekler . Gelmezsen eğer mevsimi nereden bilecekler . Sahibinin Sesinden - Münir Nurettin Selçuk. Güzin Değişmez Yorumu . Hazırlayan: Suat Yener . 20.10.2020. WEB DESIGN : BahçemdeAçılmaz Seni Görmezse Çiçekler. Videolar. 16.09.2017. 0. 881 İlginizi Çekebilecek Diğer Konular. Hicaz Faslı Bahçemdeaçılmaz seni görmezse çiçekler; Sahil seni, rüzgar seni, akşam seni bekler. Gelmezsen eğer mevsimi nerden bilecekler. Sahil seni, rüzgar 6EBt. TEŞBİH Benzetme Aralarında benzerlik ilgisi bulunan iki şeyden, nitelikçe zayıf olanın güçlü olana benzetilmesine “teşbih” benzetme denir. Teşbih sanatının dört ögesi vardır 1. Benzeyen, 2. Kendisine Benzetilen, 3. Benzetme Yönü, 4. Benzetme Edatı. Sponsor Bağlantılar inci gibi beyaz dişKendisine Benzetme Benzetme BenzeyenBenzetilen Edatı Yönü güçlü zayıf Yukarıdaki örnekte “diş” beyazlık yönünden “inci”ye benzetilmiştir. teşbih sanatı * Dört ögesi de bulunan benzetmeye “tam teşbih” ayrıntılı benzetme / teşbih-i mufassal denir. Âh bu türküler, köy türküleriAna sütü gibi candanAna sütü gibi temizBedri Rahmi Eyüboğlu Yukarıdaki şiirde şair, “köy türküleri”ni candan ve temiz olması yönleriyle “ana sütü”ne benzetmiştir. teşbih sanatı Buradaki benzetme sanatında, teşbihin dört ögesi de kullanılmıştır. Köy türküleri ana sütü gibi candan Benzeyen Kendisine Benzetme temiz Benzetilen Edatı Benzetme Yönü * Teşbih-i Beliğ Güzel Benzetme Teşbihin ögelerinden sadece “Kendisine Benzetilen” ve “Benzeyen”le yapılan benzetmeye “teşbih-i beliğ” güzel benzetme denir. Nedendir de kömür gözlüm nedendir Şu geceki benim uyumadığımÇetin derler ayrılığın derdiniAyrılık derdine doyamadığımKaracaoğlan Yukarıdaki şiirde, sevgilinin gözleri siyah renginden dolayı kömüre benzetilmiştir. Burada teşbihin ögelerinden sadece Kendisine Benzetilen kömür ve Benzeyen göz kullanıldığı için “teşbih-i beliğ” güzel benzetme sanatı yapılmıştır. kömür gibi kara gözler Kendisine Benzeyen Benzetilen İSTİARE Eğretileme Teşbihin benzetmenin iki temel ögesi olan “Benzeyen” ve “Kendisine Benzetilen”den yalnızca birinin kullanılmasıyla yapılan sanata “istiare” eğretileme denir. a Açık İstiare Yalnız kendisine benzetilenin söylendiği, yani benzetmedeki güçlü ögenin söylendiği benzetme sanatına “açık istiare” denir. Dünyaya geldiğim andaYürüdüm aynı zamandaİki kapılı bir handaGidiyorum gündüz geceÂşık Veysel Yukarıdaki şiirde şair, dünyayı iki kapılı bir hana benzetmiştir. Fakat benzeyeni dünya söylememiş, sadece kendisine benzetileni iki kapılı bir han söylemiştir. açık istiare sanatı Yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor,Bir hilâl uğruna yâ Rab ne güneşler batıyor!Mehmet Âkif Ersoy Yukarıdaki şiirde şair, şehit olan Türk askerlerini güneşe benzetiyor. Fakat benzeyeni Türk askerleri söylememiş, sadece kendisine benzetileni güneşler söylemiştir. açık istiare sanatı b Kapalı İstiare Benzetmenin ögelerinden yalnız “Benzeyen”le yapılan sanata “kapalı istiare” denir. Kapalı istiare sanatında, kendisine benzetilen varlık açıkça söylenmez, bazı özellikleri verilir. A kara kız kara kızSaçlarını tara kızGönlüm uçtu yuvadanPerçeminde ara kız Yukarıdaki şiirde şair, gönlünü kuşa benzetmiştir. Fakat “Benzeyen”i gönül söylemiş, “Kendisine Benzetilen”i kuş söylememiştir. kapalı istiare sanatı Ay, zeytin ağaçlarından yere damlıyorduAçtım avucumu altına tuttum Yukarıdaki şiirde ay, suya yağmur damlası benzetilmiştir. Fakat sadece Benzeyen ay söylenmiş, Kendisine Benzetilen su söylenmemiştir. kapalı istiare sanatı KİNAYE Değinmece Bir sözü benzetme amacı gütmeden hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek biçimde kullanmaya “kinaye” değinmece denir.* Kinayede asıl kastedilen, mecaz anlamdır. Ben toprak oldum yoluna Sen aşurı gözetirsinŞu karşıma göğüs gerenTaş bağırlı dağlar mısınYunus Emre Gerçek anlam Dağların üzerinde zaten taşlar, kayalar anlam Acımasız, kalpsiz, katı. Yukarıdaki şiirde şair, “taş bağırlı” sözünü hem gerçek anlamını taşlar, kayalar hem de mecaz anlamını acımasız, katı düşündürecek biçimde kinayeli söylemiştir. Fakat şairin asıl kastettiği, mecaz anlamdır. kinaye sanatı Onların kapısı herkese açıktır. Gerçek anlam Kapının açık anlam konuksever olmaları. Yukarıdaki cümlede “kapısı açık” sözü hem gerçek anlamını kapının açık olması hem de mecaz anlamını düşündürecek biçimde kinayeli kullanılmıştır. Fakat burada asıl kastedilen anlam mecaz anlamdır. kinaye sanatı TEVRİYE İki Anlamlılık Birden çok gerçek anlamı bulunan bir sözü, herkesçe bilinen anlamıyla değil, uzak anlamını kastederek kullanmaya “tevriye” iki anlamlılık denir. Not Tevriye ile kinaye sanatlarını birbirine karıştırmamak gerekir. Tevriye sanatında sözcüğün her iki anlamı da gerçek anlamdır; kinaye sanatında ise kastedilen, sözcüğün mecaz anlamıdır. Anlat ban gül goncasıGördün mü gül dikensizGül renkli yüzün benli de Göğsün niye bensiz ben 1. tekil kişi kastedilenben leke Bu kadar letafet çünkü sende varBeyaz gerdanında bir de ben gerek ben 1. tekil kişi kastedilen ben leke TARİZ İğneleme/Dokundurma Bir kişiyi iğnelemek, küçük düşürmek, onunla alay etmek amacıyla bir sözü karşıt anlamını kastederek söylemeye “tariz” iğneleme / dokundurma denir. * Tarizde söylenenin tam tersi kastedilir. Not Kinaye ile tariz sanatları birbirine karıştırılmamalıdır. Kinaye sanatında sözün mecaz anlamı kastedilir; tariz sanatında ise sözün tam tersi, yani karşıt anlamı kastedilir. Not Tevriye ile tariz sanatları birbirine karıştırılmamalıdır. Tevriye sanatında sözün her iki anlamı da gerçek anlamdır; tariz sanatında ise sözün karşıt anlamı kastedilir. Bir nasihatim var zamana uygunTut sözümü yattıkça yat uyanmaMeşhur bir kelamdır sen kazan sen yeEl için yok yere ateşe yanma Yukarıdaki şiirde günümüz insanı “tembellik” ve “bencillik” yönlerinden eleştiriliyor, iğneleniyor. Burada kastedilen, söylenenin tam tersi bir anlamdır. İnsanların çalışkan olmaları, başkalarını düşünmeleri gerektiği söylenmek istenmiştir, vurgulanmıştır. Bu şiirde sözün karşıt anlamı kastedilmiştir. tariz sanatı Vermedi ablukada şan-ı donanmaya halelİngiliz devletine olsa sezâdır amiralZiya Paşa Kuşatmada donanmanın şanına leke devletine amiral olsa, yakışır. Yukarıdaki şiirde şair, Osmanlı’nın son dönem sadrazamlarından olan Ali Paşa’yı, Girit seferinde hiçbir başarı gösteremediği için iğneliyor, onunla dalga geçiyor. “Kuşatmada donanmanın şanına leke sürdürmedi” derken, aslında Osmanlı donanmasının şerefini iki paralık ettiğini anlatıyor. Söylediği sözün tam tersini kastediyor. Bu başarısızlık İngilizlerin işine yaradığı için de “İngiliz donanmasına amiral olsa, yakışır” diyerek dalgasını geçiyor. tariz sanatı TEŞHİS Kişileştirme İnsan dışındaki canlı ya da cansız varlıklara, insana özgü davranışların kazandırılmasına “teşhis” kişileştirme denir. Bir gece misafirim olsan yeterDolar odama lavanta kokusuSoğur sevincinden sürahide suAy pencerede durup durup güler Cahit Sıtkı Tarancı Yukarıdaki şiirde “su” ve “ay”a insana ait olan sevinmek, gülmek gibi davranışlar kazandırılmıştır, bu varlıklar kişileştirilmiştir. teşhis sanatı Bir bulut geldi üstüne bahçeninBütün ağaçların keyfi kaçtı Yukarıdaki şiirde “ağaç” kişileştirilmiştir. İnsana özgü olan “keyfi kaçmak” deyimi, insan dışındaki başka bir varlık için, ağaçlar için kullanılmıştır. teşhis sanatı İNTAK Konuşturma İnsan dışındaki canlı ya da cansız varlıkları konuşturmaya “intak” konuşturma denir. Kulağının dibinde haykırdı fırtınaIsınmak istiyorsan toprağı çek sırtına Yukarıdaki şiirde insan dışındaki bir varlık olan “fırtına” konuşturulmuştur. intak sanatı * Konuşmak insana özgü bir davranış olduğu için, burada aynı zamanda teşhis kişileştirme sanatı da vardır. Şiirde “fırtına” kişileştirilmiştir. teşhis sanatı Not İntak konuşturma sanatının olduğu her yerde aynı zamanda teşhis kişileştirme sanatı da vardır. Ancak teşhis sanatının olduğu her yerde intak olmayabilir. Konuşmak, insana özgü yüzlerce davranıştan gülmek, ağlamak, yorulmak, uyumak, sinirlenmek… sadece biridir. HÜSN-İ TA’LİL Güzel Sebeplendirme Herhangi bir olayın meydana gelişini, gerçek nedeninin dışında hayalî ve güzel bir sebebe bağlama sanatına “hüsn-i ta’lil” güzel sebeplendirme denir. Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden Birçok seneler geçti, dönen yok seferindenYahya Kemal Beyatlı Ölen insanların dönmemesi, ilahî bir düzendir. Fakat şair, ölen insanların dönmeyişini, gerçek sebebinin dışında hayalî bir sebebe bağlıyor. Şaire göre ölen insanlar, yerlerinden memnun oldukları için dönmüyorlar. hüsn-i ta’lil sanatı TECÂHÜL-İ ÂRİF Bilip de Bilmezlikten Gelme Bir olayın gerçek nedenini bilip de bilmiyormuş gibi davranmaya “tecâhül-i ârif sanatı denir. Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?Cahit Sıtkı Tarancı Yukarıdaki şiirde şair, şakaklarındaki saç tellerinin yaşlandığı için beyazlaştığını bilmektedir, fakat “şakaklarıma kar mı yağdı” diyerek bilmezlikten gelmektedir. tecâhül-i ârif sanatı MÜBALAĞA Abartma Bir şeyin etkisini güçlendirmek amacıyla, o şeyi olağanüstü bir şekilde anlatma sanatına “mübalağa” abartma denir. Yıldızlar görse bendeki güzelliğiniBirer birer düşerler içimdeki denize Yukarıdaki şiirde sevgilinin güzelliği abartılı bir biçimde anlatılmıştır. mübalağa sanatı Görmeyen göz açılır dönse sanaGörse kalkar kötürüm sanki seni Yukarıdaki şiirde sevgilinin güzelliği abartılı bir biçimde anlatılmıştır. mübalağa sanatı Bir ah çeksem dağı taşı eritirGözüm yaşı değirmeni yürütür Yukarıdaki şiirde şairin üzüntüsü, acısı abartılı bir biçimde anlatılmıştır. mübalağa sanatı TELMİH Hatırlatma/Anımsatma Herkesçe bilinen bir olaya, ünlü bir kişiye, bir inanca işaret etmeye, onu hatırlatmaya “telmih” hatırlatma / anımsatma denir. Gökyüzünde İsa ileTur dağında Musa ileElindeki asa ileÇağırayım Mevlâ’m seniYunus Emre Yukarıdaki şiirde, herkesçe bilinen birkaç olaya işaret edilmiştirBirinci mısrada; Hz. İsa’nın Allah tarafından gökyüzüne yükseltilmesi,İkinci mısrada; Hz. Musa’nın Tur dağında Allah ile konuşması,Üçüncü mısrada; Hz. Musa’nın yere atınca yılan olan asasıyla gösterdiği mucizeler hatırlatılmıştır. telmih sanatı Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidiBedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idiMehmet Âkif Ersoy Mehmet Âkif’in Çanakkale şehitlerimiz için yazdığı şiirinden alınan bu mısralarda, Çanakkale’de şehit düşen askerlerin büyüklüğü, yüceliği, kutsal bir gaye uğruna savaştığı vurgulanmak için Bedir Savaşı’na işaret ediliyor. Geçmişte yaşanan bir olay hatırlatılıyor. telmih sanatı İRSÂL-İ MESEL Atasözü Söyleme Düşünceyi anlam yönünden güçlendirmek, söze inandırıcılık katmak amacıyla atasözü veya özdeyiş söylemeye “irsâl-i mesel” atasözü söyleme denir. Allah’a sığın şahs-ı halîmin gazabındanZira yumuşak huylu atın çiftesi pektirZiya Paşa Yukarıdaki beyitte şair, birinci mısrada söylediği düşünceyi, ikinci mısrada uygun bir atasözüyle pekiştiriyor, destekliyor. irsâl-i mesel sanatı TEZAT Zıtlık/Karşıtlık Birbirine zıt olan iki düşünce, hayal, durum veya olayı bir arada söylemeye “tezat” zıtlık / karşıtlık denir. Neden böyle düşman görünürsünüzYıllar yılı dost bildiğim aynalarCahit Sıtkı Tarancı Yukarıdaki şiirde karşıt anlamlı iki sözcük dost-düşman bir arada kullanılmıştır. tezat sanatı Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabibKılma dermân kim helâkim zehr-i dermânındadırFuzûlî Yukarıdaki şiirde karşıt anlamlı sözcükler dert-derman, ilaç-zehir bir arada kullanılmıştır. tezat sanatı TEKRİR Tekrarlama/Yineleme Anlatımı güçlendirmek, güzelleştirmek amacıyla bir sözcüğü tekrarlamaya “tekrir” tekrarlama / yineleme denir. Bahçemde açılmaz seni görmezse çiçeklerSahil seni, rüzgâr seni, akşam seni beklerGelmezsen eğer mevsimi nerden bileceklerSahil seni, rüzgâr seni, akşam seni bekler Yukarıdaki şiirde “seni” sözcüğü sıkça kullanılmıştır. tekrir sanatı Beni bende demen bende değilemBir ben vardır bende benden içerüYunus Emre Yukarıdaki şiirde “ben” sözcüğü sıkça kullanılmıştır. tekrir sanatı MECAZ Değişmece Bir sözcüğün ya da sözün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak yepyeni, başka bir anlamda kullanılmasına “mecaz” değişmece denir. Annesi bize karşı her zaman sıcak davranırdı. Yukarıdaki cümlede sıcak sözü gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak farklı bir anlamda kullanılmıştır. Sıcak sözcüğü “içten, anlayışlı, hoşgörülü, iyimser” gibi anlamlarda kullanılmıştır. mecaz sanatı Edebiyat öğretmenimiz ödevleri incelerken kılı kırk yarıyor. Yukarıdaki cümlede “kılı kırk yarmak” sözü gerçek anlamından tamamıyla uzaklaşarak “çok dikkatlice, titiz bir şekilde” anlamlarında kullanılmıştır. mecaz sanatı MECAZ-I MÜRSEL Düz Değişmece / Ad Aktarması Bir sözü benzetme amacı gütmeden başka bir sözün yerine kullanmaya “mecaz-ı mürsel” düz değişmece / ad aktarması denir. * Mecaz-ı mürselde sözcükler gerçek anlamının dışına çıkarak farklı bir anlamda kullanılır. Mecaz-ı mürselde söylenen söz ile kastedilen söz arasında belirli ilgiler vardır * “Parça – Bütün” İlgisi Marmara’da her yelken Uçar gibi neşeliFazıl Ahmet Aykaç Yukarıdaki şiirde “yelken” sözcüğü ile “yelkenli” kastedilmiştir. mecaz-ı mürsel sanatı Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!Mehmet Âkif Ersoy Yukarıdaki mısrada parça hilâl söylenerek bütün bayrak kastedilmiştir. mecaz-ı mürsel sanatı * “İç – Dış” İlgisi Bu akşam sobayı sen yakıver. Yukarıdaki cümlede “dış” soba söylenerek “iç” odunlar kastedilmiştir. Yakılacak olan soba değil, sobanın içindeki odunlardır. mecaz-ı mürsel sanatı * “Yer – İnsan” İlgisi Bu şiiri sınıf çok beğendi. Yukarıdaki cümlede “yer” sınıf söylenmiş, fakat sınıfın içindeki öğrenciler kastedilmiştir. mecaz-ı mürsel sanatı Kandilli yüzerken uykulardaMehtâbı sürükledik sulardaYahya Kemal Beyatlı Yukarıdaki şiirde “yer” adı Kandilli söylenerek, o bölgede yaşayan halk kastedilmiştir. mecaz-ı mürsel sanatı * “Yer – Yön” İlgisi “Batı, bu konuda kararlı davranıyor.” Yukarıdaki cümlede “yön” adı Batı söylenerek “yer” Batılı ülkeler kastedilmiştir. mecaz-ı mürsel sanatı * “Yer – Yönetim” İlgisi Ankara, sınır ötesi harekata onay verdi. Yukarıdaki cümlede “yer” Ankara söylenerek “yönetim” Türk hükümeti kastedilmiştir. mecaz-ı mürsel sanatı * “Sebep – Sonuç” İlgisi Bütün gün tarlalara bereket yağmış. Yukarıdaki cümlede tarlanın bereketli olmasının nedeni yağmurun yağmasıdır. Sonuç bereket söylenerek sebep yağmur kastedilmiştir. mecaz-ı mürsel sanatı * “Sanatçı – Eser” İlgisi Orhan Veli’yi keyifle okuyorum. Yukarıdaki cümlede “sanatçı” Orhan Veli söylenmiş, fakat “eser” şiirleri kastedilmiştir. mecaz-ı mürsel sanatı TENASÜP Uygunluk Aralarında anlam ilgisi bulunan sözcükleri bir arada kullanmaya “tenasüp” uygunluk denir. Pek taze penbe tenlere benzer bu taşlarıYontarken eski Bergama heykeltıraşlarıYahya Kemal Beyatlı Yukarıdaki şiirde birbiriyle anlam ilgisi bulunan “taş mermer, yontmak, heykeltıraş” sözcükleri bir arada kullanılmıştır. tenasüp sanatı Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabibKılma dermân kim helâkim zehr-i dermânındadırFuzûlî Yukarıdaki şiirde birbiriyle anlam ilgisi bulunan “dert, derman, ilaç, tabip, zehir” sözcükleri bir arada kullanılmıştır. tenasüp sanatı LEFF Ü NEŞR Toplayıp Dağıtmak Bir mısrada birkaç sözcüğü kullanıp sonraki mısrada bu sözcüklere karşılık olan sözcükleri sıralamaya “leff ü neşr” toplayıp dağıtmak denir. * Düzenli Leff ü NeşrBirinci mısrada söylenenlerin ikinci mısrada aynı sırayla açıklanmasıdır. Sen bana en sâdık arkadaştınGönlümde ateştin, gözümde yaştın1 2Ne diye tutuştun, ne diye taştın1 2Beni kıskandırıp durmalı mıydınTavlusunlu Hicrani Yukarıdaki şiirin ikinci mısrasında “ateş” ve “yaş” sözcükleri söylenmiş, hemen sonraki mısrada bunlarla ilgili, bunları anlamca tamamlayan sözcükler aynı sırayla verilmiştir. leff ü neşr sanatı Nedir bu savaş insanlarda barışa azim yok mu1 2Kan dökücü mızrağı atıp zeytin dalı tutmak yok mu1 2 Yukarıdaki şiirin birinci mısrasında “savaş” ve “barış” sözcükleri söylenmiş, hemen sonraki mısrada bunlarla ilgili, bunları anlamca tamamlayan sözcükler aynı sırayla verilmiştir. leff ü neşr sanatı * Düzensiz Leff ü NeşrBirinci mısrada söylenenlerin ikinci mısrada tersten ya da karışık olarak söylenmesidir. Deli eder insanı bu deniz, bu gökyüzü1 2Göz kırpar yıldızlar, türkü söyler balıklar2 1Cahit Öztürk Yukarıdaki şiirin birinci mısrasında “deniz” ve “gökyüzü” sözcükleri söylenmiş, sonraki mısrada bunlarla ilgili sözcükler karışık olarak verilmiştir. leff ü neşr sanatı İSTİFHAM Soru Sorma Duygu, heyecan ve anlatımı güçlendirmek amacıyla, herhangi bir cevap beklemeden soru sormaya “istifham” soru sorma denir.* İstifham sanatında şair soru sorar, ancak cevap beklemez. Çünkü cevabı kendisi zaten bilmektedir. Her gün bu kadar güzel mi bu deniz?Böyle mi görünür gökyüzü her zaman? Orhan Veli Kanık AKİS Yansıma Bir cümle ya da mısra içindeki sözleri ters çevirerek söylemeye “akis” yansıma denir. Her inişin bir yokuşu, her yokuşun bir inişi vardır.← – – – – – │ – – – – – →Atasözü Utandım ağlayarak, ağladım utanmayarak.← – – – – – │ – – – – – →Mehmet Âkif Ersoy Yemek için yaşamamalı, yaşamak için yemeli.← – – – – – │ – – – – – → Montaigne NİD Ünlem/Seslenme Şairin duygu ve heyecanlarının coşması sonucunda olayları, varlıkları hayalinde canlandırıp onlara seslenmesine “nidâ” ünlem / seslenme denir. Ey bu topraklar için toprağa düşmüş askerGökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değerMehmet Âkif Ersoy Yukarıdaki şiirde şair, bu vatan için şehit düşen askerlere “Ey” ünlemiyle sesleniyor. nidâ sanatı Merhaba duvarıma vuran ışık!Kaşığımdaki çorba, merhaba!Merhaba uğuldayan orman! A. Kadir CİNAS Sesteşlik/Eş Seslilik Yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları farklı olan iki sözcüğü bir arada kullanmaya “cinas” sesteşlik / eş seslilik denir. Bir güzel şûha dedim iki gözün sürmelidirDedi vallahi seni Hind’e kadar sürmelidir sürmeli → 1. mısra gözü sürmeli→ 2. mısra sürgün etmeli, uzaklaştırmalı Yukarıdaki şiirde “sürmelidir” sözcükleri yazılışları ve okunuşları aynı olmasına rağmen, iki farklı anlamda kullanılmıştır. cinas sanatı Her nefeste işledim ben bir günâhBir günah için demedim bir gün âhSüleyman Çelebi günâh → 1. mısra dine göre suç sayılan davranışgün âh → 2. mısra bir gün âh etmedim, pişman olmadım Yukarıdaki şiirde “günâh-gün âh” sözcükleri yazılışları ve okunuşları aynı olmasına rağmen, iki farklı anlamda kullanılmıştır. cinas sanatı TERDİT Şaşırtma/Beklenmezlik Sözü beklenmedik bir biçimde bitirerek okuyucuyu şaşırtmaya, merakta bırakmaya “terdit” şaşırtma / beklenmezlik denir. En ağır işçi benimGün yirmi dört saat Seni düşünüyorumÜmit Yaşar Oğuzcan Yukarıdaki şiirin son mısrasında şair, şiirin genel anlam akışının dışına çıkar. Şiir şaşırtıcı, beklenmedik bir biçimde sona erer. terdit sanatı Dişin mi ağrıyor?Çek mı ağrıyor?Bir çeyreğe iki misin?Üzülme, onun da çaresi var,Ölür gidersin…Sabri Soran Yukarıdaki şiirde şair, diş ve baş ağrılarına çareler buluyor, ancak iş verem hastalığına gelince “Ölür gidersin…” diyerek şaşırtıcı, beklenmedik bir yorum yapıyor. terdit sanatı TEDRİC Derecelendirme Bir düşünceyi, yükselten veya indiren bir düzen içinde derecelendirerek sıralamaya “tedric” derecelendirme denir. Geçsin güzel günler, haftalar, aylar, mevsimler, yıllarZaman sanki bir rüzgâr ve bir su gibi aksınEnis Behiç Koryürek Yukarıdaki şiirde zamanla ilgili sözcükler, derecelendirilerek sıralanmıştır. tedric sanatı Gün → hafta → ay → mevsim → yıl1 gün 7 gün 30 gün 3 ay 12 ay LEB DEĞMEZ Dudak Değmez İçinde dudak ünsüzleri b, p, m, f, v bulunmayan şiirlere “leb değmez” dudak değmez denir.* Leb değmez sanatı halk şairleri saz şairleri tarafından kullanılmıştır.* Saz şairleri tek olarak ya da başka âşıklarla karşılıklı leb değmez söylerken dudaklarının arasına iğne koyarlar. Yanlışlıkla dudak ünsüzlerinden birini söylediklerinde iğne dudaklarına batar. Bu şekilde hakemlerin ceza vermesine gerek kalmaz. Hicran zindanında dara çekilenSaklar sinesinde neçe dağlarıÂşık Şenlik Yukarıdaki şiir, dudak ünsüzleri b, m, p, f, v kullanılmadan söylenmiştir. leb değmez sanatı SECİ Düzyazıda ki Kafiye Düzyazıda kafiyeli sözler kullanmaya “seci” denir. Işkdur gönli gülşen iden, ışkdur içi vü taşı rûşen iden. Sinan Paşa gülşen gül bahçesi, ruşen aydınlık ALİTERASYON Ünsüz Tekrarı Şiirde belli bir ahenk sağlamak amacıyla aynı ünsüz harf veya harflerin tekrarlanmasına “aliterasyon” ünsüz tekrarı denir. Eylül melûl oldu gönül soldu da lâleBir kâküle meyletti gönül geldi bu hâleEdip Ayel Yukarıdaki şiirde “l” ünsüzlerinin tekrarıyla belli bir ahenk sağlanmıştır. aliterasyon sanatı ASONANS Ünlü Tekrarı Şiirde belli bir ahenk sağlamak amacıyla aynı ünlü harf veya harflerin tekrarlanmasına “asonans” ünlü tekrarı denir. Ok atılır kalasındanHak saklasın belasındanKöroğlu’nun narasındanHer yan gümbür gümbürdenirKöroğlu Yukarıdaki şiirde “a” ünlülerinin tekrarından belli bir ahenk sağlanmıştır. asonans sanatı AKROSTİŞ Bir şiirde mısraların ilk harflerinin, yukarıdan aşağıya okunduğunda anlamlı bir sözcük olacak biçimde düzenlenmesine “akrostiş” denir. Demek sevmek böyle bir şeymişİnan ölmekten betermişDüşünmesi bile güzelmişEline bir kez değmeyiMiş miş mişSoner Şahin Yukarıdaki şiirde mısraların ilk harflerini yukarıdan aşağıya okuduğumuzda anlamlı bir ad çıkar DİDEM . akrostiş sanatı Edebî Sanatlar Anlama Dayalı Söz Sanatı Tekrir Tekrar Etme Tekrar etme, yeniden söyleme anlamına gelen tekrir, bir yazıda, bir şiirde sözü veya kavramı anlatımı pekiştirmek amacıyla sık sık tekrar etme sanatıdır. Tekrir sanatı, eğer, soru anlamı taşıyan sözcüklerle yapılırsa istifham, ünlemlerle yapılırsa nida adını alır. Tekrir Sanatına Örnekler Yukarıda da belirtildiği üzere tekrir sözün etkisini güçlendirmek için anlamın üzerinde yoğunlaştığı sözcük ya da söz öbeğini yinelemektir. Tekrar teknikleri, ahenk sağlamada, vezin ve kafiyeden önce gelebilir. Şiddetli bir ihtiras, yüce bir fikir, derin bir his, okuyucuda tesir bırakacak şekilde ifade edilmek istendiğinde bu halı karşılayan lafız, nizamı olarak tekrarlanır. Çal sevdiceğim, çal güzelim, çal meleğim, çal. Tevfik Fikret Tekrir söze güç kazandırmak için, belli sözcüklerin düzyazıda ya da şiirde yineleme sanatıdır. Vur, aşkın ve Hak’kın zaferi için Vur, senden bak dünya bunu istiyor; Bu dizelerde, “Vur” sözcükleri yinelenerek “vurmak” eylemi anlamca güçlendirilmiş, tekrir sanatı yapılmıştır. “Sular gene o sular, kıyı gene o kıyı Gene çamlar dinliyor uzaktan bir şarkıyı” Bu dizelerde “gene” sözcüğü tekrar edilerek tekrir yapılmıştır. Sanatçı, burada aynı durumun, aynı şeylerin devam ettiğini, tekrarlandığını anlatmak için “gene” sözcüğünden yararlanmış, okuyucunun dikkatini buraya çekmeye çalışmıştır. Tekrirde sanatçı, sözün etkisini güçlendirmek amacıyla anlamı üzerinde yoğunlaştığı sözcük ya da söz öbeklerini arka arkaya yineler, böylece dikkatleri o sözcük ve anlamı üzerine çekmek ister. “Kapı kapı bu yolun son kapısı ölümse Her kapıda ağlayıp bu kapıda gülümse” Şair dizelerde ölüm olgusuna dikkat çekmek için “kapı” sözcüğünden yararlanmıştır. Ölümü bir kapı olarak niteleyen şair, bu sözcüğü yineleyerek okuyucunun dikkatini “ölüm” temasına çekmiştir. Bahçemde açılmaz seni görmezse çiçekler Sahil seni, rüzgâr seni, akşam seni bekler Gelmezsen eğer mevsimi nerden bilecekler Sahil seni, rüzgâr seni, akşam seni bekler Yukarıdaki şiirde “seni” sözcüğü sıkça kullanılmıştır. tekrir sanatı Beni bende demen bende değilem Bir ben vardır bende benden içerü Yunus Emre Yukarıdaki şiirde “ben” sözcüğü sıkça kullanılmıştır. tekrir sanatı Bu yağmur… bu yağmur …bu kıldan ince Öpüşten yumuşak yağan bu yağmur Bu yağmur… bu yağmur …bir gün dinince Aynalar yüzümüzü tanımaz olur. Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı, Söz ola oğlu aşı, Yağ ile bal ede bir söz. * Tekrîr Sözün etkisini güçlendirmek amacıyla anlamın üzerinde yoğunlaştığı sözcük ya da söz öbeklerini yinelemektir. Bu tür kullanımda amaç anlam vurgusu sağlamak olsa da kelimelerin tekrarıyla bir ahenk de oluşur. Filibeli Vecdî‟ye ait aşağıdaki ilk beyitte “hezâr ve “zâr”; ikinci beyitte de “derd-derman” kelimelerinin tekrarı, anlam ve ahenk vurgusu sağlamıştır. Hezâr derdi bir iken hezâr zâr ile Hezâr derde giriftâr-ı âh u zârum yok F. Vecdî Hubb-ı câh ile devâsız derde düşdün Vecdiyâ Derde dermân ide ol kim derdlere dermân virür F. Vecdî Leylâ vü Mecnûn‟da yer alan aşağıdaki beyitte “râh” kelimesinin yinelenmesi ve yine bu kelimenin “ikrâh” kelimesi ile oluşturduğu cinâs, beyti ses ve anlam yönünden güçlendirmektedir. Bu râhdan etmek olmaz ikrâh Hoş râh durur sana giden râh Fuzûlî-LM 89 ************************************************* Tekrirde sözcük anlam ve yapısını koruyarak yinelenirken, yinelemede sözcüğün çeşitli yapısal varyasyonlarına rastlanabilir. ************************************************* Yineleme Grupları Çağdaş şiirdeki yineleme uygulamalarının divan şiirimizdeki karşılığı olarak tekrir sanatı gösterilmekteyse de “sözün etkisini güçlendirmek amacıyla anlamın üzerinde yoğunlaştığı sözcük ve söz öbeklerini arka arkaya yinelemek” demek olan tekrir bir edebî sanat olarak değerlendirilmekte, çağdaş şiirimizdeki yinelemelerin ise, edebî sanattan öte, şiirdeki yapısal görevleri üzerinde durulmaktadır. Aralarındaki temel farklılık yapılarındadır. Tekrirde sözcük anlam ve yapısını koruyarak yinelenirken, yinelemede sözcüğün çeşitli yapısal varyasyonlarına rastlanabilir. Modern şiir incelemelerini klâsik ölçütler çerçevesine sıkıştırmamak gerektiğini düşünüyoruz. Şekil unsurlarının değerlendirmelerini yeni şiirin serbest anlayışına uygun yapılması bizi çağdaş şairin amacına daha çok yaklaştıracaktır kuşkusuz. Örneğin, modern şiirdeki kafiye uygulamalarını divan şiiri kurallarına göre değerlendirmek bizleri, bir çok modern şairin kafiyeden anlamadığı hükmüne sürüklemesi kaçınılmazdır. Bu açıdan bakıldığında, aralarında birtakım benzerlikler tespit edilse de, yinelemeleri divan şiiri sanatı olan tekririnin uzantısı olarak göstermenin doğru bir yaklaşım olmayacağı inancını taşıyoruz. Tâhir-ül Mevlevî Edebiyat Lügatı’nda “tekrar” ile “tekrir”in farklı yapılar olduğunu, “tekrar”ı “bir sözün bir ibârede lüzûmu olmadığı hâlde tekrâr edilmesi”, “tekrir”i ise “tekrar”ın “sözü kuvvetlendirmek, ifâdeye şiddet vermek için” yapılması şeklinde açıklayarak birbirinden ayırır. Bu tanımda tekrir ile modern anlamda yinelemenin uygulama biçimi örtüşmekle birlikte, yinelemelerin lüzumsuz görülmesindeki kastın iyi anlaşılması gerekir. Tâhir-ül Mevlevî’nin genel olarak “tekrar” dediklerini iki grupta değerlendirirsek bunun daha iyi anlaşılacağını düşünüyoruz. Özü itibariyle bizim de doğru bulduğumuz bu ayrımda “hüsn-i tekrar” olarak adlandırılan kullanım şiir dilinin önemli bir özelliği olarak karşımıza çıkarken,“tekerrür” veya “kesret-i tekrar” denilen diğer “tekrar” türü şiirsel söyleyişe monotonluk ve yavanlık katan kısaca sözün fasâhatını bozan bir kusurdur. ... 1. Önyineleme Anaphora Yunanca adı anaphora olan önyineleme, dize başında yer alan sözcük veyasöz öbeğinin takip eden dizelerin başında da yinelenmesidir. “Bir Yazın Aydınlığı”, Şiirler, 2. Ardyineleme Epistrophe Önyinelemenin tersi bir uygulama diyebileceğimiz ardyineleme, sözcük ve söz öbeklerinin dize sonlarında birbiri peşi sıra yinelenmesidir. Bütün güzel kadınlar çirkin 3. Zıt Paralel Yineleme Epanalepsis Dize veya bölük başındaki bir sözcüğün aynı dize veya bölük sonunda yinelenmesiyle ortaya çıkan bir yineleme çeşididir. Başımı aldım bir kez çıktım İstanbul’dan Ankara dedim Haymana dedim Konya Başıboşluğa şehir mi dayanır gönlüm Sevdaya güzel mi dayanır ya sevdaya “Anadolu Yolculuğu”, Şiirler, 4. Kıvrımlı Yineleme Anadiplosis Bir dizenin sonundaki sözcüğün, daha sonra gelen dizenin başında yinelenmesiyle yapılan bir yineleme türüdür. Bir bölüğün son dizesinin, daha sonra gelen bölüğün ilk dizesinde yinelenmesiyle yapılan değişik uygulamaları olan bu yineleme klâsik şiirimizde kullanılan iade sanatıyla benzerlikler göstermektedir. İade sanatında her beytin son sözcüğü sonraki beytin ilk sözcüğü olarak kullanılır. Aralarındaki en belirgin fark, divan şiirinde yinelemenin bütün şiir boyunca yapılma zorunluluğu olmasına rağmen, yeni Türk şiirinde bu tamamen şaire bırakılmış, şiire bir serbestlik kazandırılmış olmasıdır. Sabahattin Kudret Aksal kıvrımlı yinelemeyi anlamı vurgulayan, ahengi zenginleştiren, şiirde bakışım sağlayan araçlardan biri olarak görmektedir. Düzyazı da cümleyi bir önceki cümlenin son sözcüğü ile başlamak daha çok bu sözcüğü açıklamaya yöneliktir. “Gemimde en iyi hizmet standart hizmettir. Standart hizmetse yarı standarttır. Yarı standart hizmete de burada izin yoktur.”cümlelerinde yeni cümlenin bir önceki cümlenin son sözcüğü ile başlamasındaki temel amaç son sözcüğü açmaya, açıklamaya yöneliktir. Bu tür kullanımların örneğine konuşma dilinde fazla rastlanmasa da zaman zaman tercih edildiği bilinmektedir. “Buralarda duramam artık. Bir daha arkama bakmamak üzere gidiyorum. Gidiyorum çünkü size karşı çok mahcubum.”cümlesinde görüldüğü gibi konuşma dilinde yineleme âdeta çünkü bağlacının yerinitutmaktadır. 5. Bağlaç Yinelemesi Polysndeton Bağlaç yinelemesi, aynı türden veya farklı türden bağlaçların aynı metin içerisinde yinelenmesidir. Yinelen bağlaç şiirde ön yineleme, ard yineleme veya kıvrımlı yineleme vb. çeşitli sistemlerle dizilebilir. Bilinçli yapılan bağlaç yinelemesi, bir çok yineleme grubunda olduğu gibi, iki amaca hizmet etmektedir. Şairin bağlaç yinelemesi ile ulaşmak istediklerinin başında ritm oluşturma gelmektedir. Ayrıca şair, “anlam ayrımı verebilmek için” de bağlaç yinelemesine başvurabilmektedir. Özünlü, bağlaç yinelemesinin şiir içerisinde ortaya çıkardığı anlam ayrımını şöyle bir örnekle açıklar “ Bu sömestr İngilizce, tarih, biyoloji, matematik ve beden eğitimi dersleri alıyorum.’ Gibi bir tümce yerine Bu sömestr İngilizce ve tarih ve biyoloji ve matematik ve beden eğitimi dersleri alıyorum.’ gibi tümce kullanıldığında, tümcenin anlam ağırlığı, alınan derslerin ne denli yoğun olduğuna kaymaktadır. Sabahattin Kudret Aksal, bağlaçlar içerisinde yinelemeye izin veren bağlaçların başında gelen “ne… ne…” ve “ve” bağlaçlarını şiirde ahenk yaratma ve anlam ayrımı yapmada kullanması dikkat çekicidir. Aşağıdaki iki şiirde şairin daha çok ahenk yaratma kaygısı ile yinelemelere başvurduğu anlaşılmaktadır. Gerçi evlerinin önü deniz Çalışıyor her biri bir işte Geçen de gidiyor eve ekmeğe 6. Çok Biçimbirimli Ekli Yineleme Polyptoton Çok ekli yineleme, değişik yapım ve çekim ekleri almış bir sözcüğün yinelenmesiyle yapılır. Burada da bir sözcüğün peşi sıra yinelenmesi söz konusudur. Uyumuş, uyanmaz uykusundan “Ölü Odasında Kızlar”, Şiirler, s. 247. Duydum, sesler ki sessizliğin içinde “Penceremi Açtım”, Şiirler, s. 265. 7. Zıt Yapılı Yineleme Antimetabole Zıt anlamlı ya da zıt dilbilgisel özelliklere sahip sözcüklerin aynı dizede veya art arda gelen dizelerde kullanılması sonucu söz konusu yineleme yapısı ortaya Varlığı karşıtlıklardan yararlanarak açıklamak, zıt anlamsal özelliklere sahip sözcükleri aynı dizede kullanarak okuyucuyu şaşırtmak buna bağlı olarak estetik bir değer ortaya çıkarmak Sabahattin Kudret şiirinin bir niteliği olarak görülmektedir. Bu yapı geleneksel sözbilimde çaprazlama chiasmus olarak da bilinmektedir. Yeryüzünün ilk sabahı bir horoz Yağmur yağıyordu kurak çok susuz O çok yalın boşta öttü uzun uzun Bir yerinde bugün de uykumuzun O yağmur gibi buzuldan hem sıcak O gergef ki incecik işlenecek Düşleyin yumuşak gerçekle katı Kara geceden ak bir gündüz yaptı “Gergef”, Şiirler, s. 148. gibi karşıtlıklar sözcüğe herhangi bir olumsuzluk eki eklemeden, farklı bir sözcükle Bir çok dilde görülmeyen, özellikle Türkçeye has bir kullanım olan ikilemeyi bazen de üçleme şeklinde karşımıza çıkan yapıyı “anlatım gücünü artırmak, anlamı pekiştirmek, kavramı zenginleştirmek amacıyla, aynı sözcüğün yinelenmesi veya anlamları birbirine yakın yahut karşıt olan ya da sesleri birbirini andıran iki sözcüğün yan yana kullanılmasıdır.” şeklinde açıklayabiliriz. Geleneksel sözbilim ikilemeler arasında bağlaç kullanımına izin verebilmektedir. Ayrıca ikileme dediğimiz dilbilgisel yapıların büyük bir çoğunluğunun aynı sözcüğün, yakın anlamlı ya da zıt anlamlı sözcüklerin yan yana gelmesiyle oluştuğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden ikilemeyi aynı, yakın veya zıt anlamlı sözcüklerin bağlaçlı ya da bağlaçsız olarak yan yana yinelenmesi şeklinde de açıklamamız mümkündür. İkilemeyi diğer yineleme gruplarından ayıran temel özellik, ikilemelerin sadece yatay eksende yan yana sıralanıyor olmasıdır. Oysa yinelemeler, hem yatay hem de dikey eksende değişik simetri kombinasyonları içerisinde olabilmektedir. Aksal ikilemeleri, daha çok anlam boyutunda katkı sağlayan bir takım ekleri araya katmadan kullanmayı yeğler. Bütün şehri bırakarak bir sabah habersiz Kalbimizde nedamet ağzımızda şarkılar Bir sabah bir sabah erkence seyredeceğiz Bir sabah yelken direklerinde martıları Ah şimdi nasıl nasıl bizi beklemektedir. Uzak limanların serseri çocukları “Liman Direkler Yelken”, Şiirler, s. 20. 9. Ek Yinelemesi Homoioteleuton Değişik sözcüklere aynı anlam ve görevdeki eklerin getirilmesiyle ortaya çıkan ek yinelemesi, redifin oluşturduğu ritmi metin içerisinde genişletme, şiir içerisine yayma görevini üstlenmektedir. “Ey Doğa”, Şiirler, s. 277. Şiirde redif görevini üstlenen “lar” çokluk ekinin, sadece dize sonunda değil,metin içerinde belirgin bir paralelizm oluşturacak şekilde yinelenmesi ritm duygusunu artırmaya yöneliktir. Taş mı toprak mı börtü mü böcek mi Bitki mi alabildiğine evren mi 10. Çapraz Yineleme Antistrophe Çapraz yineleme, bir dizenin, dizeyi oluşturan sözcüklerin yerlerinin değiştirilmesi ve çapraz bir söyleyiş ve görüntü oluşturacak şekilde yinelenmesiyle elde edilir “Tutsak”, Şiirler, Arif Yılmaz, Sabahattin Kudret Aksal’ın Hayatı, Sanatı ve Şiirleri üzerinde Bir Araştırma, Doktora Tezi * Hilmi Yavuz’un Şiirlerinde Söz Sanatları, Sözcük Oyunları ve Şiirsel Figürler Yanaçlar Abdulhalim Aydın Anadiploz Anadiplose, Son –baş yinelemesi Bir tekrar figürü olan anadiploz, aynı sözcüğün cümlenin, dizenin ortasında tekrarlanması veya biten dizenin son sözcüğünün sonraki dizenin başında yeniden yazılmasına denir. Bu durumda, formüle edersek, “ve siz onlara ne kadar, ne kadar da çok benziyordunuz” bulutlu yazılar, 171 “uzat aşkları ordan, orda fener, kayalar, gelirdi…” yaban atlarını kışkırtan dionysos, 220 “sen hüzünlesin belki, belki hüzünlerlesin;” labirent sonnet’si, 261 “her şey artık ne kadar, ne kadar da kurak!” yalnızlık sonnet’si, 275 “eteklerinde çöl, çöl ve bir yığın yaprak…” çöl kırıldı, 311 “kendiyle doluyor, doluyor, bir yelken!” akşam ve yelken, 343 Anafor Anaphore, Önyinelem Anafor, bir sözcük veya sözcük grubunun her dize veya dize grubunun başında tekrarlanmasıdır. Bu kullanımların da şairimizde oldukça yoğun olduğunu vurgulamak gerekir. Bunlardan yalnızca bir kaçını anmakla yetineceğiz. “ey uçurum gözlü sevgilim! “ey uçurum gözlü sevgilim! ne zaman baksam” taflan, 146-147 hangimizin daha derin yolları” yakın aşklar, 170 “yollar belli belirsiz yükseliyor yollar yakut uzaklıklardır” ölüm ve Zaman, 207 “gittim, kesik günler, aşk bölük pörçük; gittim, yedeğimde ipek ve göçük; gittim, her kuyudan bir parça…” çöl ve yitik oğul, 288 Kondüplikasyon Conduplication, önyineleme Sözcüksel tekrar yanacı olan kondüplikasyon aynı sözcük veya sözcük dizisinin cümle, dize veya önerme başında kullanılmasıyla elde edilir. Aşağıdaki dize gruplarının başında geçen tekrarlar buna güzel örneklerdir. “kalp kalesi! sen yaşlı Söz’ün” “kalp kalesi! her dize” kalp kalesi, 131 “batınî” parçasında bütün dize öbeklerinin başında tekrarlanan “herşey batınî” formu yine aynı yanaç bağlamı içindedir. “herşey batınî! ve hüzün” batınî,165 “sözlerden, sözlerden, sözlerden” çöl ve kün’, 299 Bu örnekte ise üçlü bir önyineleme triplication yapılmış. “bir dağdağayla kavuştuydu çöl çöle…” çöl lalesi, 303 “dağ” ve “çöl” yinelemelerinden oluşan bu kullanımda farklı okuma yaklaşımları da söz konusudur. “çöl çöle dağdağayla gürültülü patırtılı kavuştu” ile “dağ dağa, çöl de çöle kavuştu” gibi polisemik bir durumu imliyor. Bir tekrar yanacı olan antepifor, dize grubunun veya öbeğinin şiirin başında ve sonunda tekrarlanmasıyla elde edilir. “hayâl hanım” parçasında aşağıdaki dizeler metnin başında ve sonunda tekrarlanmış “yeşil imgeli kız! ilk yazım! hangi harf gül, hangi dal dize?” hayâl hanım, 172 “narkissos’a ağıt” parçası aşağıdaki dizelerle açılıp kapanıyor “biz kiminiz? Hüznümüzünüz artık ve artık kendinin önünde yürü ölüme” narkissos’a ağıt, 227 Yine akşam ve yelken adlı şiir parçası aşağıdaki dizelerle başlayıp bitiyor “hem geç’tim ben, hem erken..” akşam ve yelken, 343 Aynı biçimde, akşam ve vera parçası da aşağıdaki dizelerle başlayıp bitiyor “verâ, verâ, verâ!..” akşam ve vera, 348 *Epanadiploz Epanadiplose Dizenin, cümlenin başında ve sonunda aynı sözcüğün tekrarına dayanan bir tekrar figürüdür. “ah bedenin, zakkum bedenin!” deprem,157 “kışkırt yaban atların kışkırt," yaban atlarını kışkırtan dionysos, 220 acılar aynalardır, acılar” feyyaz, 139 “kalbim, sevdalara sığmayan kalbim” size bakmanın tarihi, 180 “ey, birazdan bir yazdan geçer olan, ey!” akşam ve sen ve ben, 326 “yanık bir gül gibi, -daima yanık!” akşam ve maden, 344 “hep Senin içindi, hep” öte’ye, 395 Epentez Épenthèse, İç türeme Bir sözcüğün içine harf veya hece eklenmesiyle oluşan ve daha çok retorikte ve sözcük oyunlarında kullanılan bir değişinirlik métaplasme yanacıdır. “sen sussan da susmasan da bir” tenha, 163 dizesinde geçen “sussan” sözcüğüne “ma” hecesi eklenerek épenthese’e güzel bir örnek oluşturur. “hüzün saati henüz’ün” erguvan ve zaman, 203 “hüzün” sözcüğünün içine “en” eklenerek “henüz’ün” elde edilmiş. “diye bilse de olur, bilmese de…” le gelmemek arası bildiğim yerde” ölüm ve Zaman, 208 “gelmek-le, gelmemek” sözcükleri arasında yapılan epentezde dikkati çeken şairin de bu yanacı özellikle belirtmek için gelmek sözcüğünün eki olan –le’yi sonraki dizeye atmasıdır. Bu yolla, gelmek-gelmemek sözcükleri ortak mastar formunu elde ederek epenteze görsel vurgu da yapılmış. “bir işe yaramıyor var olmak, var olmamak…” kıyamet sonnet’si, 264 “ne zamanlar geçtin, gençtin o zaman!” akşam ve Nurusiyah, 339 ve biriyken öteki olan” a, ş, k, iki 409 “kendi adımı andım da ne oldu?” harfler ve hilmi, 427 Epitez Epithèse, Paragoge-Sontüreme Bir sözcüğün sonuna bir ya da birkaç ses ya da hecenin eklenmesine denir. ”bir gülün biraz daha gül” ölüm ve Zaman, 207 “bir sur, bir sûret, bir sûre” ölüm ve Zaman, 208 “yalnızlıklar vardı diye sen vardın” çölde ölüm, 301 elf leyle ve leyle…” a, ş, k, bir 407 dizelerinde “ve” ile değişkenlikleriyle, “leylâ” ve değişkenliklerinin sergilediği uyumlu görsel-işitselliğin yanı sıra anlamsal yönden de “Bin Bir Gece Masallarına” kadar uzanan zengin çağrışımları verir. Ayrıca, parçanın “elf leyle ve leyle…” biçiminde peş peşe dizelerle sonlandırılması görsel-biçimsel açıdan da “Bin bir Gece Masallarını” çağrıştırır. “o da oradaydı, o odada” harfler ve lay lay lom, 423 “yolla yollara yazıları” harfler ve kalem ve kağıt, 424 Epifor Epiphore, son yinelem Aynı sözcüğün veya sözcük grubunun dizenin, cümlenin sonunda kullanımına dayanan bir tekrar yanacıdır. ve tekrar söyleyiş…” erguvan ve zaman, 203 “Kitab’ımı Yalnızlığa indirdiğim günlerde; nehirlerin bir testiye sıkışıp kaldığı günlerde;” çöl ve kilit, 297 Konkatenasyon Concaténation-dize eklemlenmesi Bir sözcüksel tekrar yanacı olan konkatenasyonda esas olan dizenin son sözcüğünün sonraki dizenin başında kullanılmasıdır. ……………..xx, xx…………… şeklinde belirtilebilir. eylül! Unuttum sizi” eylül,179 “aynalar las meninas, örtün onları, örtün! örtün ki görünmesin ayna içinde ayna…” las meninas için sonnet, 251 herkese bir sonbahar…” akşam ve veda, 349 Homéotéleute Dizelerde, günlük konuşma dilinde, sözcük oyunlarında kullanılan ve sözcük sonlarındaki sesteşliğe dayanan bir yarı tekrar biçimidir. Dize içinde kullanıldığında orta/iç kafiye de olur. “hiç bitmedindi, dindi’ diyenler olsa da” yazılar ve zaman, 198 Bu kullanım aynı zamanda ikili bir okuma biçimini de geliştirir. 1-bitmemiştin anlamında dindi’ pekiştirme amaçlı uzatılarak, tekrarlanarak verilmiş. 2-“dinmek” fiili. Homonimi Homonymie, sesteşlik Sesteşleri ikiye ayırmak mümkündür 1- Farklı yazıldığı halde aynı okunan sözcükler. Buna işitsel sesteşler homophone denir. 2- Aynı yazılıp aynı okunan sözcükler. Bunlara da görsel sesteşler homographe denir. “nar eskisi gibi çatladı ya, ve dut yâvedut yaprağını verdi ipeğe;” çöl ve yitik oğul, 288 Birinci dize “nar da dut da eskisi gibi çatladı” anlamındayken, yâvedut ise Allah’ın isimlerinden biridir. “çöl de sert, nehir girift, kapı dar;” çöl ve hüzün, 291 Dizeyi ikili okumaya açan çöl ile Fransızca karşılığı “désert” sözcüklerinin yan yana kullanılmasıdır. Bir datisme örneği de olan bu yapıda çok anlamlılık ve homophonique öğeler “de sert” sözcüğünün Türkçe sıfat “çöl de sert” ile “désert” in Fransızca “çöl” anlamında okunmasıdır. “o susuz günleri mumyalayıp, mum yalayıp” çölde ölüm, 301 Güzel bir homophone örneği olan “mumyalayıp”ile “mum yalayıp” kullanımı doğal olarak beraberinde çok anlamlılığı da getiriyor. Benzer sözcük oyunu aşağıdaki dizede de söz konusu “üşüyor, öyle derin üşüyor ki, hırkası hırkamla örtüşüyor, ört üşüyor!” çölde zaman, 309 Aşağıdaki sesteşlikler de zengin anlam ve çağrışım olanakları sunar “daima o yoksul sardunyaları; sen gel de şiirle sar dünyaları” akşam ve yazmak, 334 “dağılmış binlerce yerinden, akşam gövdemden doğuyor, ay, ay…” akşam ve yelken, 343 dizeleri çoklu bir anlam katmanına işaret eder. Bir yönüyle, “binlerce yerinden dağılmış ve gövdeden doğan akşamın parçalanmışlık hali ay! ay! yakarışıyla bir acıyı, sızıyı dile getirirken”; öbür yandan da, önceki dizeden bağımsız düşünülünce “akşam olunca gövdemden doğar semadaki ay, ay ve yıldızlar…” çağrışımını verir. Aşağıdaki dizelerde geçen “eksile” ile “exilé sürgün” sözcükleri yazılışı farklı okunuşu aynı olduğu için homofona örnek olurken, nitelikli bir müzikalite de görürüz. exilé partout est seul…” a, ş, k bir 405 Aşağıdaki dizede geçen sözcükler de homofona örnektir bir dar alan, dört duvarsın” harfler ve hilmi, 427 bir başka homofon örneği de aşağıdaki dizelerde geçer “ben er idim, eridim;” tâ, sîn, mîm sekiz, 440 Bir sıklık terimi olan datisme bir cümle veya dizede eş anlamlı sözcüklerin kullanımıyla aynı düşünceyi ifade etmeye denir. Şairimizin “kün” şiirindeki şu dizelerde geçen “ol” ve Arapça karşılığı olan “kün” ard arda pek çok kez tekrarlanarak güzel bir örnek olmuş “git! düş sözleri ol kün” “sen sen ol kün akşamın yakarısı” “yazdan kalan neyse o ol kün” kün, 164 “hangimiz ötekine giz oluruz ya da sır?” kimlik sonnet’si, 277 İki eş sözcüğün kullanılmasıyla elde edilen leksikal, sentaksik ve ritmik tekrara denir. “yunus yana yana yürüdüydü bense kana kana yürürdüm” ölüm ve Zaman, 207 “yazları söylete söylete” lehte, 215 “zamanı gezdire gezdire” gölge ve zaman, 191 “geh kar yağar idi geh karanlık” dizesini, “kar yağar, bir anlık kar, bir anlık” akşam ve Nurusiyah, 339 biçiminde yazan şair, dizeyi polisemik bir alana çeker. Böylece, bu dize bize her zaman “kar yağar, bir karanlık, bir anlık” veya “bir anlık, kar yağar, bir karanlık” gibi bir yeniden okumayı salık verir. “gül hurda, aşk hurda, varoluş hurda…” akşam ve yolculuk, 347 dizesinde ise, üçlü tekrar anlamına gelen “triyad” yapılmış. Sadece eklerle önek-sonek birbirinden ayrılan iki kelimeyi ifade eden sesteşlik yanacıdır. örİmportation-exportation “seviştik bir gövde, bir karşı-gövde” ölüm ve Zaman, 208 “dökülüp ıssız bıraktığı sfer katı… kaskatı…” orpheus’a şiirler, 228 “sözle köze döndüğüm düğüm oldu kopar zincirini; -gördüğüm” harfler ve atlar, 420 “ölüm’ü süzmek midir, ölümsüz?” tâ, sîn, mîm iki, 434 “giydirildim ve dirildim” tâ, sîn, mîm altı, 438 Polisindet Polysyndète, Aşırı Bağlaç Kullanımı bir sentaksik yanacı olan polisindet bir dizede, cümlede bağlaç sözcüklerinin gereğinden fazla kullanımına denir. ve dolaştım diye düşündünüz bir yaz gibi gülen çocuklar ve yollar gördükçe” kazı,129 “sen ve bahçe, ben ve bahçe, sen ve ben;” akşam ve sen ve ben, 326 “durup da saysam da çoğu da bir’dir şiirler da, da, da, şenlik ateşleridir” harfler ve kibrit, 415 polisindetin yanı sıra, “da”larla sağlanan muzikalite ve “şenlik ateşleri” imgesiyle şiir, etrafında âdeta ateş dansı yapılan bir ayine dönüştürülmüş. Nakarat refrain Her dize ya da dize grubunun sonunda düzenli bir biçimde ifade, sözcük veya dizenin yer almasıdır. -çiçekli dağ çiçekli dağ Adıyla çağırır yollarında -çiçekli dağ çiçekli dağ -çiçekli dağ çiçekli dağ” çiçekli dağ sokağı,141 “a, ş, k iki şiirinin her dize öbeği sonunda geçen “elif lâm mîm” a, ş, k iki 409 dört defa tekrarı da bir nakarat örneğidir. Abdulhalim Aydın, Hilmi Yavuz’un Şiirlerinde Söz Sanatları, Sözcük Oyunları ve Şiirsel Figürler Yanaçlar Reddü’l-acüz ale’s-sadr Reddü’l-acüz ale’s-sadr Şiirde beytin, düz yazıda da bir cümlenin veya ibarenin sonunda yer alan sözcüğü kendisinden önce tekrarlamaktır. Asıl anlamı, “sonu başa çevirmek”tir. Çünkü acüz, nesirde ibarenin sonu =fâsıla, nazımda beytin son kısmı; sadr nesirde cümlenin başı, nazımda da beytin ilk başı demektir. Yine şiirde birinci mısraın son kelimesine arûz, ikinci mısranın ilk kelimesine ibtidâ, her iki mısrada arada kalan kelimelere de haşiv adı verilir. Bu sözcükler benzerlikte üçe ayrılırlar a. Söylenişi, yazılışı ve anlamı aynı olan sözcükler, b. “Cinas“ta olduğu gibi söyleniş ve yazılıları aynı, anlamları farklı olan sözcükler, c. “İştikak“ta olduğu gibi aynı kökten türemiş ya da “şibh-i iştikak”ta olduğu gibi kök sesleri arasında ses benzerliği olduğu için bu duyguyu veren sözcükler. Nesirde bir ibare ya da fıkranın başında ve sonunda bulunurlar. Nazımda ise dört biçimde karşımıza çıkarlar Kelimelerden biri beyit sonunda, diğeri ise; b ilk mısraın ortasında, d ikinci mısraın başında yer alır. 1. Akşam, yine akşam, yine akşam Bir sırma kemerdir suya baksam Yukarıdaki beyitte bulunan söz sanatları aşağı­dakilerin hangisinde verilmiştir? Cevap anahtarı Kaynaklar Ek Okuma Prof. Dr. Hasan al-Amrani'nin yazısı Risale-i Nur’a göre Kur'ân’daki tekrarın edebî yönü ... Bediüzzaman ve Kur'ân-ı Kerim'deki Tekrarın Edebîliği Tekrar üslûbu bir mucizedir Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrar üslûbu etrafında Bediüzzaman Said Nursî'nin yazdıkları inceleyecek ve i'caz alimlerinin tespitleriyle kıyaslayacak olursak, Bediüzzaman'ın onlardan birkaç noktada daha öne çıktığı sonucuna ulaşırız. Bunlardan birincisi, Bediüzzaman'ın Kur'ân-ı Kerim'deki tekrarın mucize olduğunu farketmesi. İkinci olarak, Bediüzzaman'ın tekrar üslûbunu daha öncekilerden farklı ve onların ulaşamadığı bir tarzda açıklamasıdır. Üçüncü olarak, Bediüzzaman, tekrar üslûbunun belagat/mana yönünü çok güzel tespit etmiş, nevîlerini sınırlamış, sebeplerini araştırmış, farklı formlarını zikretmiş ve hikmet yönünü istinbat etmeye çalışmıştır. Dördüncü olarak, Bediüzzaman Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrarların, sadece şekil itibariyle bir tekrardan ibaret olduğunu ortaya koymuştur. Bütün bunlar, bilebildiğim kadarıyla, daha öncekilerin değinmediği farklı hususlardır. Bediüzzaman, bütün mucizelerin kaynağı Hz. Peygamber en büyük mucizesi olan Kur'ân-ı Kerim'in tahdit edilemeyen i'câz vecihlerinden kırk tanesine işaret etmiş ve tekrar üslûbunuda bu icâz vecizelerinden biri olarak değerlendirmiştir. Bediüzzaman şöyle der "Tekrarı iktiza eden dua ve dâvet, zikir ve tevhid kitabı dahi olduğunu bildirmek sırrıyla, güzel, tatlı tekraratıyla birtek cümlede ve birtek kıssada ayrı ayrı çok mânâları, ayrı ayrı muhatap tabakalarına tefhim etmekte... bir nevi i'câzını gösterir." 18 Bir başka ifadesinde Bediüzzaman tekrar üslûbunu şöyle vurgular "Gayet kuvvetli bir i'câz ve gayet yüksek bir belâgat ve mukteza-yı hâle gayet mutabık bir cezâlettir, bir fesâhattir." 19 Acaba bu i'câzın tezahür ve tecellileri nelerdir? Tekrar çeşitleri Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrar üslûbu iki çeşittir Cümle tekrarı Kıssaların tekrarı Birinci çeşit Bu çeşit İbn'u Reşik'in lafzi tekrar diye isimlendirdiği ve "çoğunlukla manadan ziyade lafızlarda vuku bulduğunu ifade ettiği" 20 çeşittir, "O halde Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz", şeklinde Rahman sûresinde yer alan bu ayet-i kerime, bu neviden zikredilecek mu'ciz bir tekrardır ki, Allah Teâlâ insan ve cinlere olan nimetlerini andıkça bu ayeti tekrar etmiştir." 21 Bu lafzi tekrar veya Bediüzzaman'ın ifadesiyle cümle tekrarı, mana ile sıkı irtibatı olan bir tekrardır, çünkü bu tekrar "yüksek i'câzı ve şümulü gösterir" 22. Dolayısıyla cümle tekrarı, nesillerin ve asırların yenilenmesiyle söze bir yenilik kazandırmaktadır, zira sadece Hz. Peygamber döneminde yaşayan nesillere yönelmekle kalmıyor aynı zamanda "Belki bir küllî düsturun efradı olarak her asırda ve her tabakaya hitap ederek taze nazil oluyor" 23. Aynı şekilde ayetlerin sonlarında çokça tekrar edilen kelime ve ifadeler de bu nevidendir "Ve bilhassa çok tekrarla 'ezzâliımîn..., ezzâliımîn...' deyip tehditleri ve zulümlerinin cezası olan musibet-i semâviye ve arziyeyi şiddetle beyanı, bu asrın emsalsiz zulümlerine, kavm-i Âd ve Semûd ve Fir'avunun başlarına gelen azaplarla baktırıyor. Ve mazlum ehl-i imana, İbrahim ve Mûsâ Aleyhimesselâm gibi enbiyanın necatlarıyla tesellî veriyor." 24. Böylece bu bağlamda yer alan tekrar üslûbu ikili bir işlev görmektedir, bir taraftan mantûk olanlafzen anılan ezzalimin... ezzalimin... şeklinde irad edilen tekrar kâfirlerin başına tokmak gibi inerken, diğer taraftan da mefhumun delaletiyle mana boyutuyla mü'minleri teskin ve teselli etmektedir. İşte bu mu'ciz tekrar üslûbu, Müslûman olmayanın ve özellikle Arap olmayanın idrak edemeyeceği bir üslûptur. Thomas Charlayr Kahramanlar adlı kitabında, Resûl görünümünde kahraman diye isimlendirdiği nefis bir bölümde Hz. Peygamber kişiliğini ele almış, ona uygun gördüğü bütün faziletleri nispet etmiş ve batının bâtıl olarak ileri sürdüğü birçok iftirayı reddetmiştir. Bu müellif Kur'ân-ı Kerim'e gelince, Kur'ân-ı Kerim'in fesahat ehli Araplar üzerindeki tesiri ile batılılar üzerindeki tesirini birbirinden ayırma ihtiyacını hissetmiş, bu bağlamda Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar üslûbuna dikkat çekmiş ve şöyle demiştir "Kur'ân'a gelince, Müslûmanların ona aşırı hayranlıkları ve onun mu'ciz bir kelam olduğunu söylemeleri değişik toplumlarda farklı zevklerin varlığına en büyük delildir. Bir de şu da var ki, tercümenin, edebî sanat ihtiva eden kompozisyonun güzelliklerinin bir çoğunu alıp götürdüğü de bir gerçektir, onun için Avrupalı, Kur'ân okurken büyük bir meşakkat çeker diyecek olsam, bu hiç kimseye garip gelmemelidir, zira o gazeteleri okuduğu gibi Kur'ân'ı okur, bu kimse, anlayabileceği bir cümle bulayım diye, gazetelerde sıkıcı ve yorucu sözlerle dolu uzun uzun sayfalar karıştırır. Ama Araplar bunun tam aksi istikametinde Kur'ân'a bakarlar, çünkü Kur'ân ayetleriyle kendi zevkleri arasında bir örtüşme söz konusudur. Ve çünkü tercüme, Kur'ân'ın güzelliğini ve revnakını alıp götürür. Onun için Arap, Kur'ân-ı Kerim'i muciz bir kelam olarak görmüş ve en dindar Hıristiyanın İncil'e atfetmediği övgüleri Kur'ân'a atfetmiştir" 25. Şu halde Charlil, batılıların, Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrar üslûbunun bir sıkıntıya sebep olduğunu ve sözü sıkıcı ve çekilmez hale getirdiğini itiraf etmektedir. Ancak arkasından, bunun sebebinin, tercümeyle yok olan ve asıl metindeki hüsün ve revnakı alıp götüren şey olduğunu ortaya koyar. Bu noktadan hareketle, Kur'ân tercümesinin gerçekte Kur'ân olmadığı ve Kur'ân'ın belagatını ve edebî i'câzını -ki tekrar üslûbu bunlardan biridir- ancak Arapça'dan büyük bir nasibi olan kimselerin anlayabileceğini anlamış bulunuyoruz. Charlil'in andığı, Bediüzzaman hazretlerinin de tespit edip açıkladığı ve üzerinde çok durduğu iki husus vardır; birincisi, tekrardan kaynaklanan bıkkınlık meselesiyle irtibatlıdır. Doğrusu, herhangi bir söz çok tekrar edilirse, bu bıkkınlığa ve sıkıntıya sebep olur, ancak Allah'ın kelamı böyle değildir, zira O, tekrar edildikçe eskimeyen Kitap'tır. Hadis-i Şerif'te ifade edildiği gibi, hatta tekrar edildikçe yenilenen, güzelliği ve büyüklüğü daha da artan bir kitaptır, bu tekrar onun i'câz vecihlerinden biri haline gelir. Bu bağlamda Bediüzzaman şöyle der "Kur'ân öyle hakikatli bir halâvet göstermiş ki, en tatlı bir şeyden dahi usandıran çok tekrar, Kur'ân'ı tilâvet edenler için değil usandırmak, belki kalbi çürümemiş ve zevki bozulmamış adamlara tekrar-ı tilâveti halâvetini ziyadeleştirdiği, eski zamandan beri herkesçe müsellem olup darb-ı mesel hükmüne geçmiş." 26. Bu alıntıda Bediüzzaman'a ait benzersiz bir üslûp ile karşılaşmaktayız, kendisi burada derin bir manayı çok somut bir şekilde ortaya koymaktadır. Ortaya koyduğu fikri pekiştirmek ve çok somut bir şekilde ortaya koymak için bize somut misaller arzetmektedir, böylece soyut ile somut noktaları bir araya getirmiş ve kullanmıştır. Zira Bediüzzaman, kaynağı Kur'ândaki tekrar üslûbu olan aklî bir lezzeti açıklarken, tekrar edilmesi ve çok yapılması halinde en lezzetli şeylerin dahi, bıkkınlığa sebebiyet vereceği hususuna işaret ediyordu. Bu anlatım çerçevesinde, en lezzetlişeyler diye andığı şey, hissi/somut kavramlar içerisinde değerlendirilmekteydi. Buçerçeve içerisinde hemen zihinlerimiz, Allah Teâlânın İsrailoğullarına yemek olarak verdiği kudret helvası ve bıldırcın etinden müteşekkil en güzel nimetin, içine düştükleri küfürden dolayı, ondan bıkmaya ve sıkılmaya başladıklarını ve Musa "Biz tek çeşit yemeğe dayanamayacağız" dedikleri hususunu İkinci husus ise, Kur'ân-ı Kerim'in tercümesinin mümkün olmadığıdır. Bediüzzaman bu gerçeği Risale'lerinin birçok yerinde uygulamış ve Kur'ân-ı Kerim'i tercüme etmek isteyen bazı kimselerin 28, Kur'ân'ın zaruri olmayan tekrarları insanlar tarafından görülsün diye, kötü niyetlerini açığa vurmuş ve onları kararlı bir şekilde ve kesin dille onları reddederek şöyle demiştir "Kur'ân'ın hakikî tercümesi kabil değil, ve lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabîyerinde Kur'ân'ın meziyetlerini ve nüktelerini başka lisan muhafaza edemez ve herbir harfi, on adetten bine kadar sevap veren kelimât-ı Kur'âniyenin mucizâne ve cemiyetli tabirlerinin yerini, beşerin âdi ve cüz'î tercümeleri tutamaz, onun yerinde camilerde okunmaz" 29. Malumdur ki, kelam lafız ve manalardan oluşmaktadır. Tercüme dediğimiz şey de manayı nakletme gayretinden ibarettir; lafız ve lafzın imâ ettiği hususlar ise tercümesi mümkün olmayan şeylerdir. Nitekimel-Câhizda, şiirin tercüme edilemeyeceğine dikkat çekmiştir, zira "şiir Arabın hikmeti başka bir kelama tercüme edilecek olursa, bütün manalar tercüme edilen dile yansıtılsada, kelamın mu'ciz yönünü temsil eden vezin yok olacaktır."30. Geometri, matematik, astroloji ve dilbillim ile ilgili kitaplarda da aynı durum sözkonusudur, "durum böyle olunca, Allah Teâla hakkında caiz olan ve olmayan bilgileri nakleden din ile ilgili bilgiler veren Kitap'lar nasıl böyle olmasınki.. " 31 Tilavetin Tekrarı Bediüzzaman Said Nursî, kendisinden önceki müelliflerde hiç rastlamadığım önemli bir hususu gündeme getirmektedir, o husus da, tercümenin bizzat Kur'ân'ı konu edinmesi durumunda sadece lafız ve mana ile sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda üçüncü önemli ve latif bir hususun devreye gireceğini, bu hususun da tekrar üslûbuyla ilgili bir husus olduğunu vurgulamaktadır, ancak bu tekrar farklı bir tekrardır Tilavetin tekrarıdır. Muhatabına iman eksenli manevî bir esinti kazandıran tekrar, bu tekrardır ve bu tekrarın muhataba kazandırdığını hiçbir tercümenin kazandıramaz, zira bu durumda tilavet edilen Allah Kelamıdır. Böylece bu kelamın tilavetinden bir takım feyiz ve bereketler neş'et etmektedir ki, indirildiği apaçık Arapça dışında okunması durumunda söz konusu feyiz ve bereketlerin asgari miktarda gerçekleşmesi hiç mümkün müdür?! Bu tilavet manaya sûret niteliğinde olan lafzı bir adım öteye götüren bir tilavettir, bu tilavet, aynı zamanda manayı da bir adım geçip ruhun derinliklerine kadar sızan bir tilavettir. İşte bütün bunlar tekrar ile perçinleşmektedir. Üstad Nursî kendi şahsi tecrübesini nakletme bağlamında bize şunları ifade eder "Sûre-i ihlası Arefe gününde yüzer defa tekrar edip okuyordum. Gördüm ki, bendeki mânevî duyguların bir kısmı, birkaç defada gıdasını alır, vazgeçer, durur. Ve kuvve-i müfekkire gibi bir kısım dahi, bir zaman mânâ tarafına müteveccih olur, hissesini alır, o da durur. Ve kalb gibi bir kısım, mânevî bir zevke medar bazı mefhumlar cihetinde hissesini alır, o da sükût eder. Ve hâkezâ, git gide, o tekrarda yalnız bir kısım letâif kalır ki, pek geç usanıyor; devam eder, daha mânâya ve tetkikata hiç ihtiyaç bırakmıyor. Gaflet kuvve-i müfekkireye zarar verdiği gibi ona zarar vermiyor. Lâfız ve lâfz-i müşebbi' olduğu bir meâl-i icmâlî ile ve isim ve alem bulundukları mânâ-yı örfî onlara kâfi geliyor. Eğer mânâyı o vakit düşünse, zararlı bir usanç verir. Ve o devam eden lâtifeler, taallüme ve tefehhüme muhtaç değiller; belki tahattura, teveccühe ve teşvike ihtiyaç gösterirler. Ve o cilt hükmündeki lâzıfları onlara kâfi geliyor ve mânâ vazifesini görüyorlar. Ve bilhassa o Arabî lâfızlar ile, kelâmullah ve tekellüm-ü İlâhî olduğunu tahattur etmekle, daimî bir feyze medardır. İşte, kendim tecrübe ettiğim şu hâlet gösteriyor ki, ezan gibi ve namazın tesbihâtı gibi ve her vakit tekrar edilen Fâtiha ve Sûre-i İhlâs gibi hakaikleri başka lisanla ifade etmek çok zararlıdır." 32 Son derece önemli olduğu için, uzun olmasına rağmen bu alıntıyı nakletme ihtiyacı hissettiğimi ifade etmek isterim. Yukarıda alıntı yaptığımız metinde Kur'ân-ı Kerim'in tekrar tekrar tilavet edilişinin faziletini beyan ve bunun insanın manevî dünyasında yarattığı rahmâni feyizleri dile getirilmektedir. Aynı şekilde metinde histen akla, oradan kalbe, oradan da bütün bunların ötesinde var olan gizli latifelere uzanan idrak dereceleri tahdid edilmektedir. Buna göre his âlemi duyma safasına gelip durduğunda, akıl manadan hissesini alıp bıkkınlık duymaya başladığında ve kalp de tekrardan nasibini alıp sükûna erdiğinde, söz konusu gizli latifeler canlı ve diri kalır, tekrar onun sadece ışıldamasını arttırır. Bütün bunlar da sadece Allahın Kelam'ını, Peygamber'ine indiği şekilde aynı lafızla okunmasından kaynaklanmaktadır. İşte bunlardan dolayı her tercüme "eksik manalıdır, hatta nakıs ve asıl metni ifade etmekten acizdir" 33 İkinci çeşit tekrar Kıssaların tekrarıdır, 34 Kur'ân-ı Kerim kıssaları, davet için edebî bir üslûp olarak kabul edilir "Sana bu Kur'ân'da vahyettiklerimizle, kıssaların en güzellerini anlatıyoruz. Daha önce ise sen bunları bilmiyordun." 35 Davetin merkez noktasında yer aldıkları için Kur'ân-ı Kerim'de en çok yer alan kıssalar peygamber kıssalarıdır. İsrailoğullarının sergilediği inat, küfür ve nankörlükleri tasvir eden Musa ile ilgili kıssalar muhtemelen Kur'ân-ı Kerim'de en çok tekrar edilen kıssalardır. Musa Kur'ân-ı Kerim sûrelerinin otuzdördünde zikredilmekte olup, O'nunla ilgili kıssalar bazen özet, bazen ayrıntılı bir şekilde verilmektedir. O'nunla ilgili kıssaların ayrıntılı bir şekilde zikredildiği sûreler Tâhâ, Kasas, Bakara, A'râf ve Şuarâ sûreleridir. Bu sûrelerde geçen kıssaları derin bir şekilde teemmül eden kimse, Bediüzzaman'ın "sadece sûrette tekrar vardır" şeklinde tespit ettiği görüşe ulaşır. Dolayısıyla, her sûre bize kıssanın farklı yönlerini sunmakta ve daha önce yer verilmeyen sahneleri işlemektedir. Diğer taraftan, her tekrarda kıssanın farklı bir yönü üzerinde vurgu yapılır; bazen bir kıssada Musa doğuşu, yetişmesi, büyümesi ve peygamberliğe mazhar olması üzerinde vurgu yapılırken, bir diğerinde kâfirlerin sergiledikleri inat ve uğradıkları akıbetin tasviri üzerinde yoğunlaşılır, bazen çok farklı bir sahne -Firavun ailesinden eden kimseye ait olan sahne-mü'min sûresinde belirirken, bazen de Tâhâ sûresinde Sâmirî ve İsrailoğullarının buzağısı daha ön plana çıkar ve böylece her anlatımda farklı noktalar üzerinde vurgu yapılır. Böylece, kıssanın tekrar edildiği her yerde yeni bir mana gündeme gelmekte, tasvir edilen her sahnede yeni bir ibret sahnesi sunulmakta ve her defasında farklı bir mana üzerinde vurgu yapılmaktadır. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, Musa kıssası, mesela değişik sûrelerde bir çok defa tekrar edilmektedir, ama bu tekrarların birinde asıl maksat tevhid anlayışını ve duru akideyi perçinlemek şeklinde tecelli ederken, bir diğerinde ilâhî kudretin ispatı ön plana çıkmaktadır. Bazen de kıssa hak ile bâtıl arasında cereyan eden mücadeleyi tasvir edip mü'minlerin elde ettiği sonuç ile, kâfirlerin duçar olduğu akibet daha ön plana çıkarılmaktadır. Bazen de Allah Teâlâ'nın müttakilere inayeti anlatılırken, bir başka yerde dinin bir olduğu ve ilâhî mesajların birden çok olduğu ortaya konmaktadır, bir başka kıssada ise, Allah'a yapılan çağrı metodudun birliği üzerinde durulmaktadır... Tekrar Üslûbunun Sırları İnsan, Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrar üslûbunun sırrı ve bu üslûbun diğer beşeri üslûplarda olduğu gibi, bıkkınlığa neden yol açmadığını kendi kendine sorabilir.. Risale-i Nur Külliyatını dikkatli bir şekilde tetkik etmemiz sonucunda, Kur'ân'daki tekrar üslûbunun arkasında birtakım sır, sebep ve etkenlerin varlığını anlarız ki, bunları şöyle özetlemek mümkündür Modern edebîyat teorileri edebî bir metni ele aldığı zaman, onu, edebî metnin unsurları olan hitab/söz, sözü söyleyen ve sözü algılayan gibi unsurlardan ayrı olarak ele almamaktadır. Yani sözü, muhatap ve muhatabın sözü algılayış süreci bağlamında ele almaktadır. Tekrar üslûbunun, Said-i Nursî'nin ifade ettiği veçhile, edebî yönünü tahlil ederken, O'nun bu yukarıda saydığımız unsurlara büyük önem verdiğini ve tekrar üslûbundaki i'cazın buna râci olduğunu görürüz. 1-Hitabın/sözün kaynağı Sözün kaynağının, yani söz sahibinin, bizzat sözün tabiatı üzerinde büyük bir önemi vardır, onun için söz, evvela gücünü sözü söyleyenden alır, sözü söyleyen/söz sahibi Allah Teâlâ olunca da, sözün son derece büyük bir kuvveti ve tesiri söz konusudur. İşte tekrar üslûbu böyle bir kaynaktan gelince, ki o da Allah Teâlâ'dır, o zaman başkasından sâdır olması durumunda aynı tesiri icra edemeyecek büyük bir tesiri olur. Said-i Nursî, özellikle Kur'ânî hitap şeklinden bahsederken, bu husus üzerinde çok durmuş, ayrıntılı açıklamalarda bulunmuş ve "Tabaka-i kelâmın ulviyeti, kuvveti, hüsnü ve cemâlinin menbaı dörttür Mütekellim, muhatab, maksat ve makamdır; ediblerin yanıldıkları gibi, sadece makam değildir. Sen, kim söylemiş? Kime söylemiş? Niçin söylemiş? Hangi makamda söylemiş? olduğuna bak" şeklinde izah etmiştir. 36 Onun için Bediüzzaman "Kur'ân-ı Kerîm başka kelamlara kıyas edilmez" şeklinde bir sonuca varmıştır 37, çünkü, "Hakiki ve nâfiz bir emir, kudret ve iradeyi tazammun eder." 38 2- Hitabın tabiatı Sözün kaynağı ile irtibatlı olan ikinci hususta hitabın/sözün tabiatıdır. Sözün kaynağı Allah Teâlâ olunca, sözün tabiatı da İlâhî olmaktadır. Bundan dolayı da söz hem kuşatıcı hem de çok çeşitli olmuştur. Tekrar üslûbu da bu çeşitliliğin ve kuşatıcılığın tabii bir sonucu olarak varid olmuştur, zira Kur'ân-Kerim "Tekrarı iktiza eden dua ve dâvet, zikir ve tevhid kitabı dahi olduğunu bildirmek sırrıyla. bir nevi i'câzını göstermiştir." 39 3- Hitabın / sözün yenilenmesi Kıyamet gününü yalanlayan kâfirler Hz. Peygamber'i farklı yalanlama üslûplarıyla karşılıyorlardı Bazen mükerrer veya birbirine benzer sorular soruyorlardı ki, bu tür bâtıl şüphelere karşılık vermek ve şekil itibariyle mükerrer, içerik itibariyle yeni olan bu sorulara cevap vermek gerekiyordu. Söz konusu inatçı kâfirlerin en çok karıştırdıkları şüphelerden biri de öldükten sonra dirilme meselesidir. Biz meseleyi tetkik ettiğimizde, Kur'ân-ı Kerim'in bu konuda çok ayrıntılı bilgilere yer verdiğini ve söz konusu sapık ve kâfir kimselerin iddialarını çok somut şekillerde çürüttüğünü görürüz. Misal olmak üzere şu ayetleri zikredebîliriz İnsan "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar? De ki "Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir." Yâsin, 78-79; Şaşacaksan, onların "Biz toprak olunca mı yeniden yaratılacağız?" demelerine şaşmak gerekir.Ra'd, 5; Puta tapanlar "Toprağa karışıp yok olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?" derler. Evet; onlar, Rab'lerine kavuşmayı inkar edenlerdir.Secde, 10; Biz ilk yaratışta yorulduk mu? Hayır; onlar yeniden yaratılmaktan şüphe etmektedirler. Kâf, 15; İnkar edenler, insanlara "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi?Sebe', 7; . "Biz kemik ve ufalanmış toprak olduğumuz zaman, yeniden mutlaka dirilecek miyiz? derler. İsrâ, 49 ve 78 Bediüzzaman şöyle der "İhtiyacın tekerrürüyle tekrarın lüzumu haysiyetiyle, yirmi sene zarfında pek çok mükerrer suallere Kur'ân-ı Kerîm cevap vermiştir." 40 4- Muhatabın yenilenmesi Hitap muhatabın yenilenmesiyle yenilendiği gibi, soruların yenilenmesiyle de yenilenir. Kur'ân-ı Kerim asırlar boyu bütün insanlık için bir hidayet Kitabıdır. Onun ayetlerini inkar eden inatçı kâfirler de her asır yenilenmektedir. İşte mekan ve zaman itibariyle uzakta bulunan bu gruplara hitap etmek üzere Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar üslûbu sanki yenilenmiş olmaktadır, onun için Kur'ân-ı Kerîm'i "mükerrer suallere cevap olarak ayrı ayrı çok tabakalara ders veren" 41 bir kitap olarak buluyoruz. 5- Mana ve ibretlerin yenilenmesi Kur'ân-ı Kerim, beliğ tek bir cümleyi veya herhangi bir kıssayı tekrar etmek sûretiyle mana ve ibretleri bir daha yenilemektedir."O halde Kur'ân-ı Kerîm ayetlerinin veya kıssalarının her tekrarında yeni bir mânâ ve yeni bir ibret vardır." 42 6- İfade şeklinin yenilenmesi Kur'ân-ı Kerim'in ele aldığı cüz'i hadiselerin sadece belli zaman ve şahıslarla irtibatlı olduğu düşünülebilir. Ancak derin bir tetkik Kur'ân-ı Kerim'de yer alan i'caz vecihlerinden birinin "Cüz'î ve âdi bir hâdisede en cüz'î ve ehemmiyetsiz şeyler dahi nazar-ı merhametinde ve daire-i tedbir ve iradesinde bulunmasını bildirmek sırrıyla tesis-i İslâmiyette ve tedvin-i şeriatta Sahabelerin cüz'î hadiselerini dahi nazar-ı ehemmiyete almasında, hem küllî düsturların bulunması, hem umumî olan İslâmiyetin ve şeriatın tesisinde o cüz'î hadiseler, çekirdekler hükmünde çok ehemmiyetli meyveleri verdikleri cihetinde de bir nevi i'câzını gösterir." 43 olduğunu ortaya koyar. Böylece, şartların, zamanın ve insanların yenilenmesiyle, ifade şeklinin yenilendiği görülür. Tekrar üslûbunun formları Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar üslûbu, hitap ettiği kimseler noktasında bir takım aşamalar halinde varid olmuştur ki, bu formları şöyle sıralayabiliriz 1- İspat Bu formda ifade edilen hitap, inatçı münkirlere yöneltilmiştir. Tekrar üslûbu bu formda, söz konusu kimselerin inkar ettiği hususları ispat etme maksadıyla, ancak azar ve tektir üslûbuyla ifade edilir. Bu formda ispat edilmeye çalışılan en önemli husus, Allah Teâlâ'nın Uluhiyyeti, Vahdaniyyeti, Kudreti ve İhatasıdır. Böylece Kur'ân-ı Kerim "Zerrattan yıldızlara kadar bütün cüz'iyat ve külliyatın tek bir Zâtın elinde ve tasarrufunda bulunduğunu ispat edecek." 44 Mananın pekişmesi Burada hitap mü'minlere yöneltilmekte olup, bir takım manaları zihinlerine yerleştirmeyi ve imanlarını arttırmayı hedeflemektedir. Kur'ân-ı Kerim kendi irşadlarını insanlara defalarca tekrar etme yoluna gider. Meselâ şu mânâyı zihinlere yerleştirmek ve kalblere tespit ettirmek için defalarca tekrar eder "Koca kâinatı parça parça edip kıyamette şeklini değiştirerek, dünyayı kaldırıp onun yerine azametli âhireti kuracak" 45 3- Beyan/izah Tekrar üslûbu İbn Raşik'in ifade ettiği gibi, beşer kelamında bazen iyi bazen de kötü kabul edildiği halde, değişik formlarıyla Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrar, edebî formların en iyisini temsil eder. Onun için Kur'ân-ı Kerim, söz konusu cümle ve ayetleri "Kâinatı ve arzı ve semavatı ve anâsırı kızdıran ve hiddete getiren nev-i beşerin zulümlerine, kâinatın netice-i hilkati hesabına gazab-ı İlâhiyi ve hiddet-i Rabbâniyeyi gösterecek." 46 İşte bunun gibi yerlerde de tekrar eder. Bu noktadan hareketle şu sonuca varıyoruz "Binler netice kuvvetinde bazı cümleleri ve hadsiz delillerin neticesi olan bir kısım âyetleri tekrar etmek, değil bir kusur, belki gayet kuvvetli bir i'caz ve gayet yüksek bir belâgat ve mukteza-yı hâle gayet mutabık bir cezâlettir, bir fesâhattir." 47 Tekrar üslûbunun hikmeti Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar üslûbunun tamamen belagat dolu olduğunu, tekrarın sadece lafızdan ibaret olduğunu ve herhangi bir bıkkınlığa sebep olmadığını ortaya koyduktan sonra, bu edebî hakikatin hikmetinin ne olduğunu kendi kendimize sormamız gerekir. İşte bu soruya cevap olarak Risale-i Nur'un değişik yerlerinde ayrıntılı ve doyurucu cevaplar bulabiliriz Cümle ve ayetlerin tekrarının arkasında hikmet vardır, kıssaların tekrarının arkasında yatan bir hikmet vardır, Kur'ân-ı Kerim'in ahiret meselelerini ispat etmek, tevhidi telkin etmek ve beşeri ödüllendirmeye yönelik ileri sürülen binlerce delillerin arkasında hikmet vardır... Kur'ân-ı Kerim tek bir sayfada, açıkça veya zımnen, tevhid gerçeğini yirmiden fazla vurgular. Bunu da makam gerektirdiği, muhatap ihtiyaç duyduğu ve beyan-ı belagat iktiza ettiği için gerçekleştirir. Bunun zımnında yatan hikmet, tekrar üslûbu ile, okuyucuyu tekrar tekrar kendisini tilavet etmeye şevklendirmektir, edebî gücü ve üstün belâgatı ile hiçbir bıkkınlığa meydan vermeden yerine getirir. 48 Daha sonra "Herbiri birer küçük Kur'ân olan ekser uzun sûre ve mutavassıtlarda ve çok sayfa ve makamlarda yalnız iki üç maksat değil, belki Kur'ân, mahiyeti hem bir kitab-ı zikir ve iman ve fikir, hem bir kitab-ı şeriat ve hikmet ve irşad gibi, çok kitapları ve ayrı ayrı dersleri tazammun eder." 49 Onun altında yatan hikmet de şudur "Rububiyet-i İlâhiyenin herşeye ihatasını ve haşmetli tecelliyatını ifade etmek cihetiyle, kâinat kitab-ı kebîrinin bir nevi kıraati olan Kur'ân, elbette her makamda, hattâ bazen bir sayfada çok maksatları takiben marifetullahtan ve tevhidin mertebelerinden ve iman hakikatlerinden ders verir." 50 Kur'ân-ı Kerim küfredenler için cehennem ateşi vardır Fatır,36; zalimler için elim bir azap vardır İbrahim,22 gibi ve benzeri inzâr ve tehdit ayetleri defalarca tekrar eder. Bu tekrarın altındayatan hikmette"Beşerin küfrü, kâinatın ve ekser mahlûkatın hukuklarına öyle bir tecavüzdürki, semavatı ve arzı kızdırıyor ve anâsırı hiddete getirip tufanlarla o zâlimleri tokatlıyor."51 Kıssaların, özellikle peygamber kıssalarının tekrarına gelince, Bediüzzaman bu hikmeti şöyle ifade etmiştir "Asâ-yı Mûsâ gibi çok hikmetleri ve faydaları bulunan kıssa-I Mûsâ'nın ve sair enbiyanın kıssalarını çok tekrarında, risalet-i Ahmediyenin hakkaniyetine bütün enbiyanın nübüvvetlerini bir hüccet gösterip 'onların umumunu inkar edemeyen, bu zâtın risaletini hakikat noktasında inkâr edemez" 52 O halde onların zikredilmesi, risalet-i Ahmediyenin ispatı için delildir. Bu birinci hikmetten sonra diğer bir hikmet vardır ki, o da şudur "Herkes her vakit bütün Kur'ân'ı okumaya muktedir ve muvaffak olamadığından, herbir uzun ve mutavassıt sûreyi birer küçük Kur'ân hükmüne getirmek için, ehemmiyetli erkân-ı imâniye gibi o kıssaları tekrar etmesi, değil israf, belki muktaza-yı belâgattir ve hâdise-i Muhammediye bütün benî Âdemin en büyük hadisesi ve kâinatın en azametli meselesi olduğunu ders vermektir." 53 Böylece Bediüzzaman Said Nursî'nin istimbat ettiği üzere tekrar üslûbunun en önemli özellikleri şunlar olmaktadır 1- Kur'ân'daki tekrar, usanma ve bıkkınlık vermeyen, tam aksine tekrar edildikçe güzelliği ve revnaklığı artan bir tekrardır. 2- Sadece lafız ve sûret noktasında tekrar söz konusu olup gerçekte, mana itibariyle tekrar yoktur ve söz konusu tekrar üslûba devamlı bir yenilenme ve aktivite kazandırmaktadır. 3- Üslûb'da yer alan tekrarların hepsi mu'cizdir ki, o da mu'ciz olan beyan vecihlerinden bir vecihtir. Kanaatimce bu konuyu en güzel bir şekilde noktalayacak olan, yine Bediüzzaman'ın bizzat kendisidir "İşte Kur'ân'nın tekrar edilen hakikatleri bu kıymette olduğundan, tekraratında kuvvetli ve geniş bir mucize-i mâneviye bulunmasına fıtrat-ı selime şehadet eder-meğer maddiyunluk tâunuyla marız-ı kalbe ve vicdan hastalığına müptelâ ola! 'Kör adam, güneşin ışığını bilmez. Hasta ağız da suyun tadını almaz' kaidesine dahil olur." 54 - DİPNOTLAR 2 Mu'cemu Mekâyîsi'l-Luğa, kerra maddesi. 3 İslâhu'l-Mantık, kerra maddesi. 4 Lisânü'l-Arab, kerra maddesi. 5 Mu'cem Müfredât elfâz el-Kur'ân, kerra maddesi. 6 el-Umde, 7 8 9 10 s. 691 vd. 11 el-Mürşid ilâ Fehmi Eş'âr el-Arab, 12 13 ve yer. 14 15 Kadâya eş-Şi'ri'l-Muâsır, s. 241 16 Daha geniş bilgi için adı geçen eserin ikinci bölümünde yer alan ikinci ve üçüncü başlıklara müracat edilebilir. 17 İ'câzü'l-Kur'ân, 18 Risale-i NurKülliyatı,s. 972. 19 Risale-i NurKülliyatı,s. 973. 20 El-Umde, s. 683. 21 22 Risale-i Nur Külliyatı, s. 972. 23 ve yer. 24 Risale-i Nur Külliyatı, s. 972. 25 Kitâbü'l-Ebtâl, s. 91-92. 26 Risale-i Nur Külliyatı, s. 912. 27 "Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabbine yalvar, bize, yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarmısak, mercimek ve soğan yetiştirsin" Bakara, 261 28 SaidNursî, şöyle der "Bundan 12 sene evvel işittim ki, en dehşetli ve muannid bir zındık, Kur'ân'a karşı suikastını, tercümesiyle yapmaya başlamış ve demiş ki 'Kur'ân tercüme edilsin, tâ ne mal olduğu bilinsin.' Yani, lüzumsuz tekraratı herkes görsün ve tercümesi onun yerinde okunsun diye dehşetli bir plân çevirmiş. Risale-i Nur her tarafta intişarıyla o dehşetli plânı akîm bıraktı." Risale- Nur Külliyatı, 29 Risale- Nur Külliyatı, s. 976. 30 el-Hayavân, 1/75. 31 1/77. 32 Risale-i Nur Külliyatı, s. 508. 33 ve yer. Yine Bediüzzaman şöyle der "Kur'ân-ı Hakîmin hakikî tercümesi kabil olmadığını Yirmi Beşinci Söz ispat etmiştir. Hem mânevî i'câzındaki ulviyet-i üslûp ise tercümeye gelmez. Mânevî i'câzında olan ulviyet-i üslûp cihetinden gelen zevk ve hakikati beyan ve ifham etmek pek müşkül." Risale-i Nur Külliyatı, s. 534. 34 Risale-i Nur Külliyatı, s. 973. 35 Yusuf Sûresi, 123. 36 Arapça Mesnevî-i Nuriye, s. 78. 37 ve yer. 38 ve yer. 39 Risale-i Nur Külliyatı, s. 973. 40 ve yer. 41 ve yer. 42 ve yer. 43 ve yer. 44 ve yer. 45 ve yer 46 ve yer 47 ve yer. 48 ve yer. 49 Risale-i NurKülliyatı,s. 975. 50 ve yer. 51 ve yer. 52 s. 976. 53 s. 537. 54 ve yer. BAHÇEMDE AÇILMAZ SENİ GÖRMEZSE ÇİÇEKLERMakâm NihâventUsûl SemâîBestekâr Münîr Nûrettin SelçukGüftekâr Faruk Nâfîz ÇamlıbelBahçemde açılmaz seni görmezse çiçeklerSahil seni, rûzgâr seni, akşam seni beklerGelmezsen eğer mevsimi nerden bileceklerSahil seni, rûzgâr seni, akşam seni bekler Onların arasına katılarak bu parçayı takip et hesabıyla müzik skropla, bul ve yeniden keşfet Bu parça için bir YouTube videosu biliyor musun? Bir video ekle Bu parça için bir YouTube videosu biliyor musun? Bir video ekle Öne Çıkan Skroplama istatistikleri Güncel dinleme eğilimi Gün Dinleyiciler Çarşamba 9 Şubat 2022 0 Perşembe 10 Şubat 2022 0 Cuma 11 Şubat 2022 0 Cumartesi 12 Şubat 2022 1 Pazar 13 Şubat 2022 0 Pazartesi 14 Şubat 2022 0 Salı 15 Şubat 2022 2 Çarşamba 16 Şubat 2022 1 Perşembe 17 Şubat 2022 0 Cuma 18 Şubat 2022 0 Cumartesi 19 Şubat 2022 0 Pazar 20 Şubat 2022 0 Pazartesi 21 Şubat 2022 0 Salı 22 Şubat 2022 0 Çarşamba 23 Şubat 2022 1 Perşembe 24 Şubat 2022 0 Cuma 25 Şubat 2022 0 Cumartesi 26 Şubat 2022 0 Pazar 27 Şubat 2022 0 Pazartesi 28 Şubat 2022 0 Salı 1 Mart 2022 1 Çarşamba 2 Mart 2022 0 Perşembe 3 Mart 2022 0 Cuma 4 Mart 2022 0 Cumartesi 5 Mart 2022 0 Pazar 6 Mart 2022 1 Pazartesi 7 Mart 2022 0 Salı 8 Mart 2022 0 Çarşamba 9 Mart 2022 0 Perşembe 10 Mart 2022 1 Cuma 11 Mart 2022 0 Cumartesi 12 Mart 2022 0 Pazar 13 Mart 2022 0 Pazartesi 14 Mart 2022 0 Salı 15 Mart 2022 0 Çarşamba 16 Mart 2022 0 Perşembe 17 Mart 2022 0 Cuma 18 Mart 2022 1 Cumartesi 19 Mart 2022 1 Pazar 20 Mart 2022 3 Pazartesi 21 Mart 2022 0 Salı 22 Mart 2022 0 Çarşamba 23 Mart 2022 0 Perşembe 24 Mart 2022 0 Cuma 25 Mart 2022 0 Cumartesi 26 Mart 2022 0 Pazar 27 Mart 2022 0 Pazartesi 28 Mart 2022 2 Salı 29 Mart 2022 2 Çarşamba 30 Mart 2022 0 Perşembe 31 Mart 2022 0 Cuma 1 Nisan 2022 0 Cumartesi 2 Nisan 2022 0 Pazar 3 Nisan 2022 0 Pazartesi 4 Nisan 2022 1 Salı 5 Nisan 2022 1 Çarşamba 6 Nisan 2022 1 Perşembe 7 Nisan 2022 2 Cuma 8 Nisan 2022 0 Cumartesi 9 Nisan 2022 0 Pazar 10 Nisan 2022 0 Pazartesi 11 Nisan 2022 0 Salı 12 Nisan 2022 0 Çarşamba 13 Nisan 2022 0 Perşembe 14 Nisan 2022 0 Cuma 15 Nisan 2022 3 Cumartesi 16 Nisan 2022 0 Pazar 17 Nisan 2022 0 Pazartesi 18 Nisan 2022 0 Salı 19 Nisan 2022 0 Çarşamba 20 Nisan 2022 0 Perşembe 21 Nisan 2022 0 Cuma 22 Nisan 2022 0 Cumartesi 23 Nisan 2022 0 Pazar 24 Nisan 2022 0 Pazartesi 25 Nisan 2022 0 Salı 26 Nisan 2022 0 Çarşamba 27 Nisan 2022 0 Perşembe 28 Nisan 2022 0 Cuma 29 Nisan 2022 0 Cumartesi 30 Nisan 2022 0 Pazar 1 Mayıs 2022 2 Pazartesi 2 Mayıs 2022 2 Salı 3 Mayıs 2022 0 Çarşamba 4 Mayıs 2022 2 Perşembe 5 Mayıs 2022 0 Cuma 6 Mayıs 2022 1 Cumartesi 7 Mayıs 2022 1 Pazar 8 Mayıs 2022 0 Pazartesi 9 Mayıs 2022 0 Salı 10 Mayıs 2022 0 Çarşamba 11 Mayıs 2022 0 Perşembe 12 Mayıs 2022 1 Cuma 13 Mayıs 2022 0 Cumartesi 14 Mayıs 2022 0 Pazar 15 Mayıs 2022 0 Pazartesi 16 Mayıs 2022 0 Salı 17 Mayıs 2022 0 Çarşamba 18 Mayıs 2022 0 Perşembe 19 Mayıs 2022 0 Cuma 20 Mayıs 2022 0 Cumartesi 21 Mayıs 2022 0 Pazar 22 Mayıs 2022 0 Pazartesi 23 Mayıs 2022 0 Salı 24 Mayıs 2022 0 Çarşamba 25 Mayıs 2022 0 Perşembe 26 Mayıs 2022 0 Cuma 27 Mayıs 2022 1 Cumartesi 28 Mayıs 2022 0 Pazar 29 Mayıs 2022 0 Pazartesi 30 Mayıs 2022 0 Salı 31 Mayıs 2022 0 Çarşamba 1 Haziran 2022 0 Perşembe 2 Haziran 2022 1 Cuma 3 Haziran 2022 0 Cumartesi 4 Haziran 2022 0 Pazar 5 Haziran 2022 0 Pazartesi 6 Haziran 2022 0 Salı 7 Haziran 2022 0 Çarşamba 8 Haziran 2022 0 Perşembe 9 Haziran 2022 0 Cuma 10 Haziran 2022 0 Cumartesi 11 Haziran 2022 1 Pazar 12 Haziran 2022 0 Pazartesi 13 Haziran 2022 1 Salı 14 Haziran 2022 0 Çarşamba 15 Haziran 2022 0 Perşembe 16 Haziran 2022 0 Cuma 17 Haziran 2022 0 Cumartesi 18 Haziran 2022 0 Pazar 19 Haziran 2022 0 Pazartesi 20 Haziran 2022 0 Salı 21 Haziran 2022 0 Çarşamba 22 Haziran 2022 0 Perşembe 23 Haziran 2022 0 Cuma 24 Haziran 2022 0 Cumartesi 25 Haziran 2022 2 Pazar 26 Haziran 2022 1 Pazartesi 27 Haziran 2022 1 Salı 28 Haziran 2022 0 Çarşamba 29 Haziran 2022 0 Perşembe 30 Haziran 2022 0 Cuma 1 Temmuz 2022 1 Cumartesi 2 Temmuz 2022 0 Pazar 3 Temmuz 2022 0 Pazartesi 4 Temmuz 2022 0 Salı 5 Temmuz 2022 0 Çarşamba 6 Temmuz 2022 0 Perşembe 7 Temmuz 2022 0 Cuma 8 Temmuz 2022 0 Cumartesi 9 Temmuz 2022 0 Pazar 10 Temmuz 2022 1 Pazartesi 11 Temmuz 2022 0 Salı 12 Temmuz 2022 1 Çarşamba 13 Temmuz 2022 1 Perşembe 14 Temmuz 2022 0 Cuma 15 Temmuz 2022 1 Cumartesi 16 Temmuz 2022 0 Pazar 17 Temmuz 2022 0 Pazartesi 18 Temmuz 2022 0 Salı 19 Temmuz 2022 0 Çarşamba 20 Temmuz 2022 0 Perşembe 21 Temmuz 2022 0 Cuma 22 Temmuz 2022 0 Cumartesi 23 Temmuz 2022 0 Pazar 24 Temmuz 2022 0 Pazartesi 25 Temmuz 2022 0 Salı 26 Temmuz 2022 0 Çarşamba 27 Temmuz 2022 0 Perşembe 28 Temmuz 2022 1 Cuma 29 Temmuz 2022 0 Cumartesi 30 Temmuz 2022 0 Pazar 31 Temmuz 2022 0 Pazartesi 1 Ağustos 2022 0 Salı 2 Ağustos 2022 0 Çarşamba 3 Ağustos 2022 0 Perşembe 4 Ağustos 2022 1 Cuma 5 Ağustos 2022 0 Cumartesi 6 Ağustos 2022 1 Pazar 7 Ağustos 2022 0 Pazartesi 8 Ağustos 2022 0 Salı 9 Ağustos 2022 0 Harici Bağlantılar Apple Music Bu sanatçı hakkında Timur Selçuk dinleyici İlgili etiketler Timur Selçuk, d. 2 Temmuz 1945 İstanbul. Türk pop müzik yorumcusu, piyanist, ve sanat müziği bestecisi Münir Nurettin Selçuk'un oğludur. Beş yaşında piyano çalmaya başlamış, yedi yaşında ilk konserini vermiştir. Galatasaray Lisesi mezunudur. Aynı zamanda İstanbul Belediye Konservatuarı piyano bölümüne de devam Ecole Normale de Musique de Paris'de bestecilik ve orkestra yönetimi bölümünden mezun olduktan sonra 1975'te Türkiye'ye dönmüştür. "Ayrılanlar İçin", "Sen Nerdesin", "Beyaz Güvercin" y… Devamını oku Timur Selçuk, d. 2 Temmuz 1945 İstanbul. Türk pop müzik yorumcusu, piyanist, ve sanat müziği bestecisi Münir Nurettin Selçuk'un oğludur. Beş yaşında piyano çalmaya ba… Devamını oku Timur Selçuk, d. 2 Temmuz 1945 İstanbul. Türk pop müzik yorumcusu, piyanist, ve sanat müziği bestecisi Münir Nurettin Selçuk'un oğludur. Beş yaşında piyano çalmaya başlamış, yedi yaşında ilk konserini vermiştir. … Devamını oku Sanatçının tam profilini görüntüle Benzer sanatçılar Benzer sanatçıları göster Kitap / Öcal Uluç TAM bir çalışma ve koşuşturma makinesidir!..Bilgiyi bulmak, almak ve paylaşmak hastasıdır!..Okumanın susamışı, anlatmanın ustasıdır!..Ona "Türk Gurusu" derken, hiç yanılmadım. Nihat Demirkol'un son kitabı "Avlumda Bir Deve Var" ve de içinde neler yok ki!.. "Nasıl Dinozor Olunur" ve "Herkes Biraz Don Kişot'tur"dan sonra, "Avlumda Bir Deve var Beyaz Yayınları Tel 0212 522 38 68" Nihat Demirkol'un kitap yazarlığında üç dönemini tamamlıyor sanki; Mimar Sinan'ın ünlü üçlemesi gibi "Çıraklık DönemiKalfalık DönemiUstalık Dönemi!.." Kızı Skitabı anlatırken dediği gibi; "Günlük hayatın küçük ayrıntılarını, belki de gerektiğinden fazla önemseyerek, sadece yönetim bilimi açısından değil, kültürsever bir tavırla, 'kullandığı Türkçe'yi kâğıttan esirgemeden' bizlere gösteriyor, hatırlatıyor. Cin ve toniğin aşkını anlatıyor ama kokorecin damağımda bıraktığı tadı da asla es geçmiyor. Yedi Bilge ile sohbet ederken, ne Midhat Paşa'yı, ne Geronimo'yu, ne de Orson Welles'i unutuyor. Münir Nurettin Bey'i dinlerken, Strauss'tan da zevk alınabileceğini kanıtlıyor. Farklılıklardan yola çıkarak adeta aşûre lezzetinde sesleniyor bizlere. Belki de bu yüzden yaşıtlarımca, 'Onlardan daha genç' olduğu söyleniyor..." Özel hayatında da, çalışma hayatında da, yazım hayatında da fark yaratan ve sevgili S"Günlük hayatın küçük ayrıntılarını, belki de gerektiğinden fazla önemseyerek" dese de, "teferruatta mükemmelliği arayıp bulan" bir öğretmen, bir yazar Nihat Demirkol!.. Hayattan keyif almanın da, fark yaratmanın da "küçük ayrıntılarda saklı olduğunu" ve "bebek adımlarının hayat yolculuğunda insanların yere sağlam basmasını sağlayacağını" biliyor ve öğretiyor!..Zaten profesyonel olarak işi bu!..Bakınız 200 sayfalık kitabında beni tam da yüreğimden hangi ayrıntı ile vurdu sevgili Demirkol Timur Selçuk'un "Babamın Şarkıları" albümünü anlatıyor "Albümdeki en başarılı yoruma gelince... Bana kalırsa o Nihavend şaheser, yüz kere dinlenmeli "Bahçemde açılmaz seni görmezse çiçekler..." Münir Nurettin Selçuk ile Yahya Kemal Beyatlı "müzik-şiir" uyumunun büyük şaheserlerini buluşturan iki üstâddır!.. Aziz İstanbul'dan, Rindlerin Akşamı'na, Endülüs'te Raks'tan, Rindlerin Ölümü'ne kadar!.. Herkesin aklına "Münir Nurettin" denilince, bestelediği "Yahya Kemal Beyatlı'nın şiirleri" gelir!.. Amma, "Bahçemde açılmaz seni görmezse çiçekler" var ya, Faruk Nafiz Çamlıbel'in belki de en "duygu, aşk ve özlem dolu" o şiiri ve Münir Nurettin Selçuk'un en sevdiğim o Nihavend bestesi "Bahçemde açılmaz seni görmezse çiçekler / Sahil seni, rüzgâr seni, akşam seni bekler / Gelmezsen eğer mevsimi nereden bilecekler / Sahil seni, rüzgâr seni, akşam seni bekler." Kitabın "acaip" adı nereden mi geliyor; onu da kitabı alıp okuyun ve siz bulun sevgili okuyucular!..Demirkol'un da "neden "fark yaratan" olduğunu çok iyi anlayacaksınız!.. Yasal Uyarı Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

bahçemde açılmaz seni görmezse çiçekler şiiri